Yeni haziran

Haziranı severim eskisinden ötürü. Adından doğru sevdiğim şeylerin de başında gelir, eskimeyen adından. Eylülün de şairi sayılır ama, asıl haziran şairi olan Edip Cansever'le anlaşılır haziranın eskimezliği.

Haziranı severim eskisinden ötürü. Adından doğru sevdiğim şeylerin de başında gelir, eskimeyen adından. Eylülün de şairi sayılır ama, asıl haziran şairi olan Edip Cansever'le anlaşılır haziranın eskimezliği. Hem nice yavaş olsalar da, hazirandan eylüle bir gecede gidenler de şairlerdir, eski haziranlar yerinde duruyorsa elbette. Eylülü yazanlar gibi bana da her yıl bir haziran yazmak kalır. Her yıldan avunmalık olarak elimde bir eski haziran kalır. Gel gör ki artık haziran yenidir, eskiyi hatırlatan ne varsa ondan bir bir uzaklaşmaktadır.
Yeni haziran, nisanı çoktan unutmuştur çünkü, onun gönlüne bir yağmur gibi
düştüğü günlerin anısı bile kalmamıştır nerdeyse. Nisanın hazirana yağmurla konuk olduğu günler artık olsa olsa bir zaaftan ibarettir, acemiliktir, çocukluktur, eskidendir.
Yeni haziran, bir zamanlar haziran olduğunun, yağmurla yağmur, aşkla aşk, çocukla çocuk olduğu günlerin hatırlatılmasına bile tahammül edemeyecek kadar büyümüştür, kaşları çatılı, ruhu da gövdesi gibi yapılıdır. Nisanı geçtim, temmuzun, ağustosun bile yakıcılığı onun yanında kış gibi kalır. Yeni haziran elinden gelse, eskisinin bütün anılarını bir kâğıt gibi tutuşturacak ilk kıvılcım olmaya hazırdır.
Yeni haziran şiirsizdir, anısızdır, hayatsızdır, yeni Kerbela'dır. O hiç bitmeyen Kerbela: 'Her dem Kerbela, her cem gözyaşı' olduğu unutulmuştur.
Çorum, Maraş, 2 Temmuz Sivas katliamlarının da birer Kerbela olduğu unutulmuştur. Şah Hatayi'nin "Yürü sufi yürü, yolundan azma/ elin gıybetine kuyular kazma/ varıp her dükkânda metaın çözme/ yanında mürşidin var olmayınca" deyişi yalnızca bir 'nefes'ten ibaret sayılmıştır. 22 Temmuz seçimlerinde 'Aleviler ve cemaat temsilcilerinin yüz kızartıcı siyasal tercihleri', yalnızca harflerin yüzünü kızartmakta, o tercihi yapanlarsa '4 kapı'yı yoksayıp yeni yerlere kapılanmaktan hicap duymamaktadır. Ulaş Özdemir'in haziran 'Express'inde iç yakan bir yazısı var: '73 millete bir nazarla bakmak'. Şöyle bitiriyor yazısını: "Alevilerin hassas olduğu konulara ve siyasi yaşamımızdaki rollerine baktığımızda, halen sol düşünce için en temel noktada durulduğu ortada. Tarih boyunca yüzlerce, binlerce Alevi-Bektaşi eri, piri, zulümlere uğramış, asılmış, kesilmiş. Her dönem zulmün karşısında dimdik duran, her topluma 'bir nazar'la bakan, eline, beline, diline sahip çıkan bir inancın çocukları bugün bu siyasi ayak oyunlarına alet edilmeyi hak ediyor mu?
Alet olmayı seçenlerin Alevi inancını buna katmaya hakları var mı?" Elbette yok, '73 millete bir nazarla bakmayan' bizden değildir!
Dünya Mülteciler Günü de, yeni haziranın eskilerini 'mülteci' saymaya hazırlandığı bugünlerde 'kutlandı!' Gücü yetenin, 'iktidar'ın kimde olduğunu göstermek için toplumun bir bölümünü 'yurdunda mülteci' olmaya ittiği bugünlerde. Onların ittiği yerde bile küçük de olsa bir olanağımız mevcut: 22 Temmuz'da bizden birilerini Meclis'e göndermek. İstanbul için 'bağımsızlar' vakti: Asya'da Ufuk Uras'ı, Avrupa'da Baskın Oran'ı seçip, gerçekten 'tam bağımsız' kaç kişi olduğumuzu görmek için önemli bir fırsat. Her iki yakada toplam 130 bin kişi değilsek, iki 'yaka'mız da bir daha bir araya zor gelir. İki 'yoldaş'ımızı Meclis'e gönderemezsek, 'bir
arada barış içinde yaşamak'tan, şiddetin, terörün, baskının her türlüsüne karşı olduğumuzdan boşu boşuna söz etmeyelim, cumhuriyeti, demokrasiyi, laikliği, özgürlüğü, sosyal hukuk devletini savunduğumuzu hiç söylemeyelim.
Yeni haziran değme ağustosu aratmıyor. Sokak hayvanları, kediler, köpekler yazın en çok susuzluktan ölüyor. Evlerimizin, apartmanlarımızın önüne birer su kabı koymak, bu cehennem sıcağında vicdanımıza biraz olsun su serpebilir. Mama ve yemek artıklarının yanısıra su kaplarıyla da kedilere, köpeklere, kuşlara yardım edelim, kendi Kerbela'mızı o masumlara da yaşatmayalım!