ABD'yle politik ilişki

Pazartesi günkü Hürriyet'te Turgut Özal'ın danışmanı Engin Güner'in Cüneyt Ülsever'e bir açıklaması vardı. Güner, kendi döneminde baba Bush'la Özal arasında geliştirilen stratejik ortaklık kavramına bir açıklık getirmeye çalışıyor, en önemli noktayı kavramın ne ifade ettiği oluşturuyordu.

Pazartesi günkü Hürriyet'te Turgut Özal'ın danışmanı Engin Güner'in Cüneyt Ülsever'e bir açıklaması vardı. Güner, kendi döneminde baba Bush'la Özal arasında geliştirilen stratejik ortaklık kavramına bir açıklık getirmeye çalışıyor, en önemli noktayı kavramın ne ifade ettiği oluşturuyordu. Daha önce bu köşede birçok kez belirttiğim gibi bu deyimin ne anlama geldiği belli değildir. Ne zaman, nerede oluşturulduğu, neleri kapsadığı, neleri içerdiği aynı şekilde belirsizdir. Güner'in sözleri geniş ölçüde bu söylediklerimizi doğruluyor.
Güner de önemli bir çerçeve çizemiyor bu kavrama. Bu, belli ki, Özal'ın ABD'yle 'eşit' bir partner olduğunu belirtmek ve Bush'u etkilemek için öne sürdüğü, yaratıcı ama her zamanki gibi aceleci, iyi işlenmemiş, daha çok da spekülatif kavramlarından birisi. Gene de Güner'in açıklamalarında kavrama atfedilen önem düşünülünce biraz 'hazin' biraz komik bir husus var: stratejik ortaklık, iki tarafın, herhangi bir girişimden önce birbiriyle istişare etmesiymiş. Bunun için bu kadar gösterişli kavramlara gerek yok. Sağduyu, doğal olarak, bir bölgede söz sahibi ülkeler arasında bu tür 'istişareler' yapılmasını gerektirir. Bu kavramla iş, bir adım genişletilmişse ona da itiraz edilmez.
Bu açıklamalar, dün basına yansıyan Erdoğan-Bush yakınlaşmasına, son ABD gezisinin bir 'onarım gezisi' olarak biçimlenmesine ve onun işlevselliğine yeni bir boyut getiriyor.
Gerçekten de Erdoğan, ABD'ye bozulmuş Türkiye-Amerika ilişkilerini düzeltmek için gitti. Her bu tür gezide olduğu gibi her şeyi vererek döndü. ABD'nin, Türkiye'den başka hiçbir yerde sözü edilmeyen, önemsenmeyen, işlenmeyen, Büyük Orta Doğu Projesi'ne bütünüyle katılacağını belirtti. O arada 'stratejik ortaklık' sözünü bizzat Bush'un ettiği öne sürüldü. Oysa Bush stratejik ilişkileri telaffuz etmekteydi.
Bu tartışmayı yerli yerine oturtabilmek ve iyice anlayabilmek için yukarıda değindiğim Güner-Ülsever söyleşisinde stratejik ortaklık kavramının ne zaman bittiğini belirten tarihi dikkate almak zorunlu: 1 Mart 2003. Buradan geriye bakınca, böyle bir ilişkinin önümüzdeki kısa vadede kurulamayacağını, ABD'yle ilişkilerin kısa vadede onarılamayacağını söylemek şu nedenlerden ötürü kehanet değil.
1. Türkiye'yle ABD arasında stratejik ortaklık Ortadoğu üstünden kurulamaz.
Bu iki ülkenin Ortadoğu'ya dönük ilgileri örtüşmemekte, çakışmamaktadır.
2. Türkiye, Ortadoğu'ya ABD'nin isteği doğrultusunda müdahale etmeyi aklından geçiremez. Zaten bu konuda oldukça mütereddittir. Ortadoğu'nun belirleyici unsuru İslam'dır. Bu kavram Türk hükümetinin yumuşak karnıdır. Ortadoğu rejimlerinin demokratikleşmesindeki zorunluluğa inanılsa bile bu saatten sonra adı 'şer kuvveti'ne, 'şeytan'a çıkmış ABD'yle Türkiye ortak olamaz. Kaldı ki, ABD de Türkiye'deki hükümeti nasıl değerlendirmesi gerektiğini bilememektedir.
3. Türkiye'yle ABD, eşit güçte taraflar olmamakla birlikte Ortadoğu'da bugün çatışmaktadırlar. ABD, Ortadoğu'da Türkiye'nin beklentilerini karşılamamaktadır. Buna mukabil Türkiye de ABD'ye desteğini esirgemektedir. Ayrıca, son yıllarda ABD, Türkiye'ye dönük stratejik sayılabilecek herhangi bir girişimde veya katkıda bulunmamıştır.
Türkiye, her ne kadar 'verdim' dese de Ortadoğu söz konusu oldukça bir şey veremez. Bunu ABD de biliyor. Türk-ABD ilişkileri artık stratejik değil, politiktir! ABD'nin Ortadoğu işinde kaldıkça Türkiye'ye ihtiyacı vardır. Önemli olan bunu bilerek hareket etmesidir Türkiye'nin, akıllıca, ustalıkla, geniş düşünerek, bir plan dahilinde.