'Affetmem asla seni'

AKP'nin işbaşına gelir gelmez vergi affıyla uğraşması örneklerinin ne ilki ne de sonuncusu idi ve bu adımın atılmasında tarihi birçok etken görünür görünmez bir biçimde rol oynuyordu.

AKP'nin işbaşına gelir gelmez vergi affıyla uğraşması örneklerinin ne ilki ne de sonuncusu idi ve bu adımın atılmasında tarihi birçok etken görünür görünmez bir biçimde rol oynuyordu. O nedenle vergi affı öyle sadece 'af' değildir. Bir mantığa göre yapılması zorunlu bir şeydi. O adım atıldı. Cumhurbaşkanı da gene kendi bulunduğu konumun tarihsel/toplumsal anlamı içinde yapması gerekeni yaptı ve yasayı iptal etti. İki taraf da rolünü oynadı. Biz şimdi bu rollere ve neden bunun bir 'yazgı' olduğuna bakalım.
Bu etkenlerin başında Türkiye'de burjuvazinin konumu geliyor. 1908'den, yani aşağı yukarı 100 yıl öncesinden başlayarak (ulusal) burjuvazi bu ülkede bir devlet sınıfı olarak oluşturuldu. Bu çok akıllıca verilmiş bir karardı. Batı'da siyasal yapıyı kendi istediği yönde değiştiren burjuvazi böylece devlet ve siyaset seçkinlerinin denetimine girecek, hatta onların geliştirdiği projelerin taşıyıcısı olacaktı. Bu modeli önce İttihat ve Terakki kullandı. Ardından Kemalizm bütün dönüşümlerini bu bağlamda geliştirdi. 1950 sonrasında işler epey karıştı. Çünkü siyasi iktidar artık merkezi temsil etmiyordu. Çevreyi, taşrayı merkeze taşıyordu. O zaman ticaret ve taşra burjuvazisinin geliştirilmesine güç verildi. Devlet 1960 darbesinden sonra DPT'yi oluşturarak sermayenin nasıl dağıtılacağını merkezden denetlemek istedi ama bu defa da beklenmedik biçimde işbaşına gelen AP iktidarları bir yandan taşra burjuvazinin güçlendirirken bir yandan da kendisine bağlı bir sanayi burjuvazisi oluşturmaya koyuldu.
1980 sonrası ise bütün bunların sonucunda burjuvazinin göreli özerkleşmesine ve iktidarları belirlemesine yol açıyordu. Devletle bağları kopmuyordu belki bütün bütüne ama burjuvazi artık devlete 'hiza istikamet' tayin eden bir odak noktasıydı. Böylece taşlar yerine oturmuş, İl'lerin noktaları konulmuştu. 1990'lar Türkiye'de siyaset sosyolojisinin önemli bir dönemecine tanıklık etti. Taşra artık başka bir sermayeyle bütünleşmişti. Bu, İslami sermaye idi. Üstünde çok spekülasyon yapılan, çok fırtına koparılan bir olguydu İslami sermaye ama bir gerçekti, hem de önemli bir gerçek. Her şeyden önce bu kesim, sermayenin olanakları sonucunda hem dünyayla bütünleşiyor hem de merkezi iktidarı elde etmeye çalışıyordu. Küreselleşme düzeyindeki birikimi onu yeni bir hukuk, toplum ve yurttaşlık anlayışına doğru itiyordu. Bu 'sosyoekonomik taşra'nın 'siyasal merkez'le çatışması kaçınılmazdı. O da yaşandı. Ama her şeye rağmen bu kesim bugün iktidarda. Ve bu kesim şimdi hem kendisini bir kere daha güçlendirmek hem de kendi dışında kalan burjuvaziyle barışmak, yeni bir ilişki kurmak için vergi affını çıkarıyor.
Cumhurbaşkanlığı'nın tepkisi de bu nedenlerden ötürü anlaşılır bir şey. Son kertede devletçi/merkeziyetçi bir mantığı daha demokratik ve hukuksal bir mantıkla bütünleştirmeye çalışan Sn. Cumhurbaşkanı, hem atılan adımın ardındaki mantığı sezdiğinden hem de af konusunun devlete zarar vereceğine dönük bir endişe taşıdığından, o arada hukuksal eksiklikleri ve hak ihlallerini gördüğünden duruma müdahale ediyor. Merkezle taşra arasında süregelen, süregiden çatışmanın veya gerilim ve sürtünmenin yeni bir evresi olarak görmek gerekir bu adımı. Ama bence ötekilerden daha ilginç. Çünkü ilk kez merkez, burjuvaziye dönük bir kolaylığa karşı çıkıyor. Bu, tarihsel olarak çok önemli bir noktaya geldiğimizin bir başka çarpıcı göstergesi. Bakalım buradan nereye gidilecek ve burjuvaziyle merkez arasındaki gerilim daha nereye kadar sürecek?