Alyans ekonomisi

Hükümet yeni vergiler salmaya çalışıyor. Çeşitli ve manasız kesimler hükümetin savaş nedeniyle bir tür 'dayanışma tahvili' çıkarmasını istiyor.

Hükümet yeni vergiler salmaya çalışıyor. Çeşitli ve manasız kesimler hükümetin savaş nedeniyle bir tür 'dayanışma tahvili' çıkarmasını istiyor. Başbakan kendisine gönderilen bir mektubu Bakanlar Kurulu'nda okuyor, hep birlikte ağlıyorlar. Derken Başbakanlığın kapısında bir vatandaş, bakamadığı için çocuğunu bakana vermeye çalışıyor. Yetmiyor: hükümet, bankalardaki mevduatların yüzde 20'sine el koymaktan söz ediyor.
Bütün bu olayları alt alta koymak, nasıl bir cinnet döneminden geçtiğimizi göstermeye yeter. Cinnet diye belirttiğim şey de elbette bir hükümetin deneyimsizlik ve yetersizlik nedeniyle bocalaması, yalpalaması.
Üstelik bu, basit bir beceriksizlik de değil.
Bir başka yanıyla da Şark kurnazlığından, taşra cingözlüğünden izler taşıyor. Çok basit birkaç nedenden ötürü.
1. Hükümet savaş ihtimalinin iyiden iyiye ortaya çıktığı dönemde ABD'den alacağı yardımı bir garanti olarak gördüğünden ekonomisiyle ciddi biçimde ilgilenip atması gereken adımları atmadı. O adımlar atılmadığı için ekonomi rayından çıktı, hızla tepetaklak yuvarlanmaya başladı. O arada gelmeyen yardım, işi büsbütün tetikledi. Durum karmakarışık oldu. Bu süreci aşmak için şimdi hükümet yeni vergilerle kendisine ek kaynak yaratmaya çalışıyor. İşbaşına geldiğinden beri vergiyle ilgili sözlerini tutamadığını bizzat müstafi başbakanı aracılığıyla dile getiren bu hükümet,
herhalde bunların bedelini bir biçimde ödeyecektir.
2. Hükümet, savaşı, toplumu tahrik etmek için bir araç olarak kullanıyor. Bu da çok gözle görülebilir bir nedene yaslanıyor. Hükümet, bu toplumun temelinde yer alan 'korporatist' duyguları ve tepkileri harekete geçirmek, herkesi, bir felaket senaryosu eşliğinde kendi çevresinde birleştirmek, toparlamak, kenetlemek için çalışıyor. O arada zaten dayandığı cemaat kültürünü de büsbütün yerleştirmek istiyor. Milliyetçilik gibi ilkel duyguları feodal bir anlayışla öne itiyor. Kendisine farklı çevrelerden yöneltilen eleştirileri bu yoldan geçiştirmek çabasına giriyor.
Özellikle bu husus çok önemli. Çünkü, bu duygu, yani çaresizlik ve felaket duygusu, hükümete ve onun bürokrasisine hâkim olduğundan dış politikada belirgin, direnen, hakkını isteyen ve arayan bir tutum sergileyemiyor.
İkili görüşmelerde eşit bir 'partner' olarak davranamıyor.
3. Bir devletin başı sıkıştığı her an vergi salması demokratik toplumlarda görülmez. Hele mevduatlara el koyulmasından hiçbir demokratik toplumda söz edilemez. Bu derebeyliklerin yöntemidir. Bu yaklaşım içinde bulunan devlet modeli 'soyguncu' (predatory) devlet diye tanımlanır ki, Deli Dumrul devleti demek en doğrusudur. Hesapsız salınmış vergi bir şiddettir ve insanların ekonomik olmaktan öte yurttaşlık haklarına bir saldırıdır. Dünya devrimler tarihi vergi ayaklanmalarının tarihidir. Hükümet halkın bu konudaki bilinçsizliğini insafsızca istismar etme eğilimindedir. Çünkü, ekonominin gerçeğinden, iç dengelerinden haberdar değil. Borç çekip çevirme
yöntemlerini bilmiyor. Birlikte katıldığımız bir televizyon toplantısında Erdoğan'ın yaptığı, bir insanı şaşırtan hayali kaynakları düşleyerek karşı karşıya kaldığı ekonomi gerçeğini aşmaya çalışıyor.
Türkiye'de sadece 1960 sonrası kurulan hükümet, Hazine'nin durumunu söz konusu edip, halkı alyanslarını devlete hibe etmeye çağırmıştı. Bunu bir de Erdoğan hükümeti yapıyor. Ama bu alyansların eğer verilirse 'nişan bozmak, yüzüğü atmak' anlamına geldiğini unutuyor! Çünkü, 'enkaz edebiyatı' yapan hiçbir hükümetin ayakta kalamadığı son çeyrek yüzyıllık tarihimizde yazılıdır.