Amerika raporu

Bir süredir New York'tayım. Daha bir süre kalacağım. İlk günlerin telaşından kurtulunca hayat belli bir rutine oturdu.

Bir süredir New York'tayım. Daha bir süre kalacağım. İlk günlerin telaşından kurtulunca hayat belli bir rutine oturdu. Bu da okula, kütüphaneye gidip gelmek ve politika düşünmek, benim için. Bu nedenle de politikanın içindeki eşi dostu arıyorum. 'Bilgi alışverişinin' hem Türkiye'de hem dünyada tartışılan Irak'tan başka bir şey olamayacağı malum. Bir süre Irak ve Türkiye'nin oraya asker göndermesi konusundaki gözlem ve 'enformasyon'umu aktarmak istiyorum.
Geçenlerde Amerikan dış politikasının en üst düzeyinde ve en 'muteber' görevlilerinden olan yakın bir dostumla iki gün geçirdim. Doğrusu son zamanlarda ben ABD yönetimi aleyhine bir tavır takındığımdan, rahatsız olur diye yazışıp etsek de aramıyordum. Burada olduğumu öğrenince telefon açtı, görüşmek istedi. Ben nasıl karşılaşırız diye düşünürken, o barut gibi içeri girdi. Yönetimin şu an fiilen içinde ve su katılmamış bir Cumhuriyetçi. Söyledikleri karşısında dehşete düştüm. Aktaracaklarım bütünüyle onun söyledikleridir. Fakat önce küçük bir gözlem.
1. Nisan ayından beri gelip gittiğim için buradaki durumu daha kolay gözlemleyebildiğimi sanıyorum: iş her geçen gün biraz daha kutuplaşmaya doğru gidiyor. Malum Amerikan milliyetçiliği ('yurtseverlik' diyor ya onlar) bir yandan şiddetleniyor. Fakat o şiddet şimdi bir yanıyla da içe dönüyor ve Irak'tan gelen haberler sonucunda 'Çıkalım oralardan' düşüncesini dile getirmeye başlıyor aynı duygularla, insanlarımız ölüyor diye. Bir de baştan beri direnen 'bizim' kesim var. Onların da eli her gün biraz daha güçleniyor. Şimdi gelelim 'Amerika'daki adamımız'ın söylediklerine. Buna göre...
2. 'Yönetimi doğrudan gerçekleştiren malum kadronun dışında herkes olanlardan dehşete düşmüş durumda. 200 yıllık Amerikan değerleri iki yılda harcandı. Yöneticiler büsbütün kendi içlerine kapandı. Çılgınca bir biçimde ve biraz da artık ne yaptıklarını bilmez bir halde yürüyorlar'.
Dostum, dışarıda birçok yere uğradığı uzun bir yolculuktan yeni dönmüştü. Görüştüğü bütün yetkililerin kendisine şaşkınlık ve hırçınlık belirttiğini, dünyanın her yerinde ABD yönetimine karşı bir öfkenin yükseldiğini, hayatında ilk kez sokakta 'Amerikalıyım' demekten çekindiğini (bu toplumun alışılmış bir tepkisiyle, gözleri dolarak) anlattı. Üstelik o günlerde Martin Luther King'in meşhur 'Bir rüyam var' nutkunun yıldönümüydü ve o nedenle Washington'daki Lincoln anıtına bir andaç yerleştiriliyordu. Konuşurken televizyonda bunu gördük. Dostum sustu televizyonu gösterip, mendilini gözlerine kapadı.
3. 'Basın ve televizyonlar, (burada son günlerde yaygınlaşan bir benzetmeyi kullanıyor) 'Politbüro yayın organı' haline geldi. Amerika hakkındaki 'gerçek' haber Amerika'dan değil Avrupa basınından alınıyor. Bu, yakın Amerika tarihinde ilk kez karşılaşılan bir şey. Ortada aşılamaz bir 'yanılsama dünyası' var. Bu da Amerikan demokrasisi ve bu toplumun en temel değeri olan 'gerçek-yalan söylememe' anlayışıyla taban tabana zıt düşüyor. Ama her baskıcı yönetim gibi bu da o yönteme her an biraz daha muhtaç hale gelmekte'.
4. 'Yönetim bütün meseleyi askerlerle ve askeri bir mantık içinde çözmeye çalışıyor. Bu tam bir çıkmaz. İşin politikacılara bırakılması gerektiğini ne biliyorlar, ne kabul ediyorlar. Irak konusu tam bir çıkmazdır. ABD bu bataktan ancak dünyayla işbirliği yaparak çıkabilir. Sadece Türkiye gibi bölgesel noktasal işbirlikleri bu sorunu çözmez. Yandaş ülkeleri de 'yakar'.
Durum bu. Hiç öyle bizdeki 'ABD yönetimi dostları' grubunun söylediklerine benzemiyor. Böylece onların aklının kimin aklı olduğu da anlaşılıyor. Dehşet filmini izlemeyi sürdürelim...