Bugün 27 Mayıs değil ama...

Aynı günün akşamı televizyonda Taha Akyol'un bir darbeci (Numan Esin) ve bir demokrat (Mehmet Ali Bayar) ile yaptığı programı izleyince 27 Mayıs konusunun tarihsel değil güncel olduğunu düşündüm.

Aynı günün akşamı televizyonda Taha Akyol'un bir darbeci (Numan Esin) ve bir demokrat (Mehmet Ali Bayar) ile yaptığı programı izleyince 27 Mayıs konusunun tarihsel değil güncel olduğunu düşündüm. Tarihsel kopuş dediğimiz şeye o ölçüde inanmadığıma göre 27 Mayıs (hiç değilse bazı kesimlerde) devam eden bir gelenek olmalıydı. O zaman kendi 27 Mayıs çözümlememin sadece şu özel boyutları üstünde durmanın zorunlu olduğuna karar verdim.
1. 27 Mayıs, benim öteden beri Gramsci'den ödünç alıp epeyce değiştirdiğim bir kavramla, Tarihsel Blok dediğim ve ordu, bürokrasi, aydınlar tarafından oluşturulan koalisyonla gerçekleştirilen Türk modernleşmesinin bu bütünlük içinde attığı son adımdır. Bu blok, 1908'den 1950'ye kadar bütünlüğünü korumuş ve çok önemli hukuksal temellere sahip olsa bile 'pasif modernleşme' dediğim süreci gerçekleştirmiştir. Bu tarihin ve kurgunun iki önemli eksiği vardır. İlki, ortada siyasal bir hareket mevcut değildir. İkincisi, gene bu hareket halkın katılımını içermez.
2. Her şeye rağmen bu dönemin önemli bir gelişme sağladığı 1946/50'de anlaşılır. Halk, siyasal bir özne olur olmaz harekete geçer. Böylece, ister Tarihsel Blok'un temsil ettiği merkeze karşı çevre diyelim, ister devlet ve siyaset seçkinlerine karşı halk diyelim bir unsur kımıldayıp yönetimi değiştirir. Daha sonra çok yanlış kullanımlarına da şahit olacağımız 'Milli İrade' 1950 seçimleriyle birlikte gerçekleşir.
1950 seçimlerinin işbaşına getirdiği ve kendisini muhafazakâr olarak tanımlayan gelenek Tarihsel Bloku karşısında bulacaktır. Bu, tehlikeli bir durumdur. Bunu aşmak için iki önemli dayanaktan yararlanır: Anadolu'nun tarihsel örgütlenmesi olan Nakşibendi -Nurcu-Süleymancı gibi tarihsel din temelli örgütlerle kültürel-siyasal ve ikincisi, köylülükle siyasal-ekonomik bir koalisyon. Düşünce açıktır: eğer devlette temerküz etmiş rantlar bu koalisyon öznelerine aktarılırsa toplumsal meşruiyet kazanılır, Tarihsel Blok ve onun kuvvetli elemanı olan ordu durdurulabilir. Bu yönde tarım ve köylülük dönüştürülür, taşra burjuvası ticaret burjuvası haline getirilir. Böylece İttihat ve Terakki örgütlenmesine karşı etkisi bugün bütünüyle ortaya çıkmış yeni bir Anadolu örgütlenmesi yaratılır.
3. DP bu yönde devam etseydi süreci tamamlayabilirdi. Fakat iki önemli hata yaptı. Hem ekonomiyi yönetemedi ve dış dünyanın baskısı altına girdi hem de 'demokrat' kimliğini çok büyük bir hızla yitirdi. (Bu da bir başka gelenek olarak siyasal hayata yerleşti.) Ortaya çıkan faşizme açık antidemokratik baskı ortamı orduyu tahrik ve teşvik etti.
Kritik olan ordunun aydınlarla ve CHP'yle olan ittifakının son evresini yaşamasıydı. 1960, merkezin (Tarihsel Blok'un ve onun partisi olan CHP'nin) 1950'de kaybettiği iktidarı geri alma kaygısıydı. Darbeyi küçük rütbeli subaylar gerçekleştirdi. 1908'in hazırladığı bir diğer gelenek oydu. Dayanak ise 'ebedi askeri iktidar' hayaliydi.
4. 1960 darbecileri, bırakın dünyayı, Türkiye'yi bile tanımıyordu. Çünkü, aydınlar (aralarında ordu yanlısı sol Kemalistler bulunsa bile) artık başka bir noktaya kayıyordu. Bu, (dramatik iç yanlışları olan) 'sol (Kemalist)' gelenekti. Koalisyon bitiyordu. Nitekim 1971'de ordu bu defa aydınlara karşı darbe yapacaktı. Fakat bu merkez-çevre çatışması, seçkinler-halk zıtlaşması, din-laiklik gerilimi bugün de devam ediyor. Mesel artık Tarihsel Blok'un siyasal dayanaklarının bulunmaması ve ordunun aydınlarla yaptığı ittifakın kopmuş olması.
İdeolojik meşruiyet kazanamaması.
27 Mayıs ruhu bir anlamda devam ediyor elbette ama her gün biraz daha kendi içinde eriyerek ve meşruiyetini yitirerek.