Büyüyen bataklık

Türkiye'nin nasıl bir karanlığa sürüklendiğini gösteren ve Tayyip Erdoğan'ın, iş işten geçtikten sonra ABD Büyükelçisi'ne sorduğu...

Türkiye'nin nasıl bir karanlığa sürüklendiğini gösteren ve Tayyip Erdoğan'ın, iş işten geçtikten sonra ABD Büyükelçisi'ne sorduğu, öğrenince insanı ürperten sorulara tek tepki basında görebildiğim kadarıyla sadece Mehmet Y. Yılmaz'dan geldi (Milliyet, 11 Mart 2003). Yılmaz'ın, üstelik de basından aktardığına göre, Erdoğan, büyükelçiye şunları sormuştu:
'Türkiye'de konuşlanan ABD askerleri ne zaman ABD'ye dönecekler? Türkmenlerin durumu ne olacak? Kuzey Irak'ta dağıtılan silahların toplanması nasıl olacak? Irak'ın toprak bütünlüğü sağlanabilecek mi?'
Bu soruları aktardıktan sonra Yılmaz yerden göğe kadar haklı olarak kendi sorusunu soruyor: Bu soruları gündemde oldukları halde, Başbakan Gül, gerekli müzakereleri yaparken ABD yetkililerine sormadı mı? Sonra da bir akıl yürütüp şunu söylüyor: Ya, diyor, Gül kabul edilmeyen tezkereyi Meclis'e gönderirken tam bir mutabakata varmamıştı ve TBMM'ye tezkere konusunda yanlış bilgi verildi ya da Erdoğan'ın tezkere öncesinde ulaşılan uzlaşmanın içeriğinden, kapsamından haberi yok. Nihayet şu soruyu da ekliyor: 'Böyle bir mutabakat yoksa ya da siz bundan haberdar değilseniz nasıl oldu da tezkerenin kabulü yönünde kamuoyuna ve AKP grubuna görüş bildirdiniz?'
Gerçekten de, Türkiye, yavaş yavaş derinlerine doğru ilerlediği bu bataklıkta bu derecede vahim sorularla, onların yarattığı durumla karşı karşıya bulunuyor. Türkiye, sonunu görmediği bir işe sadece ekonomik durumunu düzeltmek maksadıyla giriyor.
Bu bataklığın ne kadar geniş, büyük, derin ve güçlü olduğunu şimdi art arda yapılan iki açıklama daha da görünür hale getiriyor. Önce eski Başbakan Gül, yardımla IMF arasındaki ilişkiyi açıkladı. Ardından da uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody's eğer yardımı alamazsa Türkiye'nin puanını düşüreceğini dünyaya duyurdu. Kısacası, Türkiye her yönden kuşatılıyor, kımıldayamaz hale geliyor. Buna, Kıbrıs konusu ekleniyor, AB ile olan ilişkiler tuz biber ekiyor.
Oysa, biz, ABD'nin Irak'taki işini kolaylaştırmaya çalışırken, dünya hızla bu ülkenin arkasından çekilip onu büyük bir boşluğa itiyor. Önce Annan açıklama yaptı, ardından da nihayet 'büyük kale' İngiltere yavaş yavaş yön değiştirme manevralarını işletmeye başladı. Fakat, bütün bunlara karşı tek çare olarak biz Meclis'ten yeni bir tezkere geçirmeyi görüyoruz.
Bu durumumuzu açıklayacak tek şey Kuzey Irak'ta kurulacak Kürt devleti oluşturuyor. Türkiye'nin özellikle askeri kanatları itibarıyla bu sürecin içinde bulunmak istemesinin en önemli nedeni bu. Buna rağmen şu noktayı bir an bile gözden ırak tutmamak gerek: bana göre ABD, öteden beri Kuzey Irak'ta, bugün belki o derecede şiddetle telaffuz etmiyor ama, bir Kürt devletinin kurulmasına taraftardır. Bunun sayısız nedeni var. Her şeyden önce öyle bir devletin kendisine bölgenin ve özellikle de petrol alanlarının denetlenmesinde büyük kolaylık sağlayacağını öngörüyor.
İkincisi, öyle bir tampon devlet kurulmadıkça Türkiye'nin bu bölgede sadece ABD için değil dünya için de son derece önemli bir 'tek güç' haline geleceğini düşünüyor. Bu şartlar altında en iyi çözüm bölgenin bir yeni devletle yeniden biçimlendirilmesi. Bu nedenle, Kuzey Irak bölgesindeki Kürtlere silah dağıtıyor, onlarla belli bir ilişkiyi sürdürüyor. Bu o kadar böyle ki, tezkerenin reddinin ertesi günü eski Ankara Büyükelçisi şimdiki göreviyle açıklama yapıp Türkiye'nin bölgede tek başına hareket etmemesi gerektiğini 'ihtar etti'. Türkiye, bölgede hızla bir Türk-Kürt gerilimine sürükleniyor.
Hükümet bütün bunlara rağmen yeni bir tezkerede ısrar edebilecek mi dersiniz?