CHP; Baykal, Derviş

Yakın dönemde Türkiye bir kez daha aynı tartışmaya tanıklık edecek: bu tartışma bitmez tükenmez CHP-merkez tartışmasıdır.

Yakın dönemde Türkiye bir kez daha aynı tartışmaya tanıklık edecek: bu tartışma bitmez tükenmez CHP-merkez tartışmasıdır. Yalnız bu defa işin biraz daha farklı bir görüntü kazandığını hemen belirtmek gerekir. Çünkü, tartışmayı Kemal Derviş başlattı. Derviş, daha önce de ortaya attığı 'liberal-sosyal sentez' yaklaşımıyla yeni bir oluşumu mayalamak istemişti. Öyle anlaşılıyor ki,
önümüzdeki dönemde CHP içinde çok önemli bir çekişme yaşanacak ve gene öyle anlaşılıyor ki, eğer Derviş gerekli azmi gösterirse (tezlerinin doğruluğu yanlışlığı bir yana) Baykal'ın koltuğuna oturacaktır. Bu açılım onun girişi ve gidişidir. Derviş, öncelikle küllenip soğumaya yüz tutan, bir ölçüde de ağır biçimde yıpranan adını şu sıralarda bu yoldan bir kez daha gündeme getirmenin gayreti içindedir.
Bütün bunlar bir yana tartışmanın ne olduğuna bakalım. Türkiye'de sosyal demokrasi çok önemli bir kriz yaşıyor. Öteki nedenler bir yana, bunun henüz kimse tarafından dile getirilmeyen bir nedeni var: Türkiye'de 'reel' bir sosyal demokrasi hiçbir zaman olmadı. Buradaki 'reel'
kavramı Batı'da aynı ideolojik dokuya sahip partilerin soylarıyla Türkiye'deki partilerin soyları arasındaki farklılıktır. Batılı sosyal demokrat partiler doğrudan doğruya sanayi toplumlarından ve işçi sınıflarından dönüşüp türerken, Türkiye'de bu tür partiler Kemalizm'den, otoriter bir modernleşmeci zihniyetten ve nihayet popülizmden evrilmiştir. Bu, yok sayılacak, reddedilecek bir tarih değildir. Kendisine özgü koşulları ve nitelikleri vardır. Bununla birlikte sorun böyle bir soybilimin bundan sonraki bir sosyal demokratik yenileşmeye yetip yetmeyeceğidir.
Bu soru da ilk kez sorulmuyor Türkiye'de. Benim gibi sosyal demokrasinin Türkiye'deki o arada da dünyadaki tarihini hem akademik olarak çalışan hem de onu bir pratik olarak yaşayanların yakından izlediği çeşitli oluşumlar içinde bu tartışma yapılmış, fakat bizde her defasında CHP olgusu ağır bastığından iş sonuçlanmamış, yarım kalmıştır. Onun sonucunda CHP bir yandan kendi geçmişine dönüp dönüp bağlanırken bir yandan da önündeki seçimde belli bir başarı kazanmak için gündelik politikanın yalpalamalarına ve zihin bulanıklığına teslim olmuştur. Parti bir politika yenilemesine gidememiştir. 1970'lerden sonra CHP ideolojik bir yenilenme yaşamamıştır. CHP'nin aldığı oylar da çatışmaların (dikatomilerin) sağladığı birikimlerdir.
Benim görebildiğim kadarıyla bugün de aynı sorun yaşanıyor: parti, ansızın patlayan bir tartışmayla bu defa da kendisine siyasi bir odak arama kaygısına kapılmış bulunuyor. Bu, 'Anadolu Solu' gibi muğlak bir kavramdan Kemal Derviş'in son olarak Hürriyet gazetesine yaptığı açıklamalarda (22.5.2003) görüldüğü üzere siyasal kitlenin kimliğinin ve bulunduğu konumun tanımlanmasına kadar bir dizi ve birbiriyle çelişen hususu kapsıyor.
Fakat burada ağır basan şeyin, özellikle Derviş'in açıklamalarından anlaşıldığı kadarıyla, bir kitle arayışı olduğu besbelli. CHP, bir ideoloji arayıp, onu tanımlayıp kitleyi oraya çağırmak çabasından çok, kitlenin kimliğini belirleyip, niteliklerini ortaya koyup partiyi onunla özdeşleştirmek, bütünleştirmek kaygısını güdüyor. Bu, belki sosyolojik boyutları olan, olabilecek, fakat öncelikle pragmatik bir modeldir. Belli kesimlerde tepki uyandırmasının nedeni de budur. (Hatta bu noktada Baykal'ın tavrının bütün sekterliğine rağmen Derviş'e oranla daha 'konvansiyonel ideolojik' kaldığını söylemek gerekir.)
Böyle bir çabadan sonuç çıkar mı?
Bir çırpıda yanıtlanması olanaksız bu soruyu pazartesi günü ele almak istiyorum.