CHP çıkmazı

CHP kurultayına daha bir süre olmasına karşın bu parti kamuoyunda ve basında geniş ölçüde tartışılmaya başladı. Bu tartışmanın önemli bir bölümünü duyulan 'heyecan' değil 'heyecansızlık', 'olumlu' şeyler değil 'olumsuz' şeyler meydana getiriyor.

CHP kurultayına daha bir süre olmasına karşın bu parti kamuoyunda ve basında geniş ölçüde tartışılmaya başladı. Bu tartışmanın önemli bir bölümünü duyulan 'heyecan' değil 'heyecansızlık', 'olumlu' şeyler değil 'olumsuz' şeyler meydana getiriyor. Parlamentodaki tek muhalefet partisi olmasına karşın CHP'nin bir varlık sergileyememesi ve özellikle son iki yıldır Türkiye'nin içine girdiği dünyaya uyarlanma sürecinde takındığı tedirgin tavır kitlelerin hızla bu partiden uzaklaşmalarında en önemli neden. Türkiye'deki sosyal demokrasi kavramı üstünde başından beri kendince düşünmüş birisi olarak karşımızdaki sonucun geniş ölçüde bu ideolojinin 'olmayışından', yapısal özelliklerinden kaynaklandığını bir çırpıda söylemek mümkün. Fakat bu olgu öyle yüzeysel, kolaylıkla aşılabilecek bir şey değil. Her şeyden önce bir düşünce sistematiğinin görünmez bağlarla kendi genetik köklerine nasıl sıkı sıkıya bağlı olduğunu, onu aşmanın ne kadar zor olduğunu bize gösteriyor. CHP'nin 'para-militer' bir yapıdan türemiş olması, popülizmle içli dışlı tarihi, milliyetçilikle kurduğu bağlar, devletçiliğe dayalı geçmişi bugünkü olumsuz tablonun özü. Hal böyle olunca da CHP belli bir dönüşüm anında kendisini geçmişine bağlayan refleksler ortaya koyuyor. Oysa, Türkiye, şu sıralarda önemli bir çıkış yaparak, bu olguların sınırlayıcı etkilerini aşma gayreti içinde. Bu iki gerçeğin yan yana gelişi CHP aleyhine bir gerilim yaratıyor ve bu partiyi kitlelerin önünde güç durumda bırakıyor.
Bu kısıtlama büsbütün aşılamaz değil. Eğer daha farklı bir yöntem izlenseydi bugüne kadar önemli bir mesafe alınmış olurdu. Bunun için en gerekli şey öncelikle CHP'nin kendisini yeni bir sosyolojiyle bütünleştirmesiydi. Oysa bu parti böyle bir gerçeğin farkında bile değil ve tarihinin kısa dönemleri dışında da hiç olmadı.
CHP, bugün, Türkiye'deki yerleşik burjuvaziden, yerleşik ideolojinin bürokratik ve para-militer yanıyla kendisini özdeşleştirmiş kesimlerinden oy alan bir parti. Yapılmış çeşitli araştırmalar bu 'taban' gerçeğini açıkça ortaya koyuyor. Eğer bu parti şimdi yenilenmek istiyorsa öncelikle bu kesimlerle olan bağını kopartmak zorunda. Öylesine ortaya atılmış bir görüş değil bu. Çünkü, her şeyden önce Türkiye böyle bir gerçekle yüz yüze, karşı karşıya, iç içe bulunuyor. Toplumsal dönüşüm yeni sınıflar üretiyor ve onlar CHP gibi statükodan yana partilere değil, mesela AKP gibi kendi içinde dönüşüm sağlamış olan partilere yöneliyor.
Kitleler CHP'yi değil de başka partileri yeğliyorsa bu öncelikle bu kesimlerin statükoyla bağlarını koparmış olmasından kaynaklanıyor. Böyle bir değerlendirmeyi hamasi yaklaşımlarla ele almanın bir anlamı yok. Tam tersine, Türkiye'nin toplumsal dinamizmini gösteren bir özellik diye tanımlamalı onu. Fakat burada da CHP aleyhine ciddi bir çelişkinin varlığını işaret etmek gerekiyor ki, o da bu partinin var olduğunu iddia ettiği 'sol' eğilimle ilgili bir şeydir ve şudur: eğer bir toplumda değişim yönünde talep varsa bu özünde sol olan bir yaklaşımdır. Tanımı gereği bu böyledir. Şimdi eğer o değişimci kitleleri solcu bir parti değil de kendisini hiç öyle tanımlamayan bir başka parti yakalıyorsa solcu olduğunu söyleyen partinin kendisini değiştirmesini, solculuğunu gözden geçirmesini, solu yeniden tanımlamasını gerektiren bir durum yok mudur ortada?
CHP yönetimi ve başkanı şiddeti giderek artan totaliter bir parti içi iktidar arayacağına yüzünü dışarı çevirip genel iktidar arasa daha iyi eder. Ama bu niçin daha iyi olacaktır derseniz o sorunun cevabı da ayrı bir tartışma konusudur...