CHP, merkez ve siyaset

CHP etrafında gelişen merkez tartışmalarına özellikle siyaset ve 'çevre' bağlamlarında bakmakta yarar var.

CHP etrafında gelişen merkez tartışmalarına özellikle siyaset ve 'çevre' bağlamlarında bakmakta yarar var.
Önce şu saptamayı yapalım: Türkiye'de merkez denilen olgu klasik anlamda
İttihat ve Terakki ve CHP çizgisidir. Bu çizgi, otoriter bir anlayışla toplumun dönüştürülmesini öngörür. Tarihsel bir bağlamda bakılırsa genellikle 'cumhuriyetçi' denilerek dışlanmış olan bu yaklaşım daha liberal bir demokrasi anlayışının üzerine oturacağı altyapıyı sağlamıştır. O nedenle de tarihsel anlamda ilericilik kimliğine sahiptir. Ne var ki, bu anlayış onun yeteri kadar demokratik ve yeteri kadar sol olmasına yetmiyor. Bu, o düşüncenin tarihsel niteliğiyle ilgili bir kısıtlama. Zaman içinde ortaya çıkan değişimlere ayak uyduramayan bir düşünce, klasik terminolojiye göre güncel sağ niteliği kazanıyor. CHP'nin başına gelen budur.
Buna mukabil çevre geniş halk kesimleridir. Halk denilen olgu özü itibarıyla ilerici bir kavram değil. Tam tersine iç kısıtlamaları ve sorunları var. O nedenle Batı'da 'halkçı' partiler genellikle sağ eğilimli partiler olarak bilinir. Ne var ki, Türkiye'de durum çok önemli bir özellik gösteriyor: merkez, Türkiye'deki dönüşümün daima 'sosyal' bir düzeyde olmasını istemiştir. Yukarıda verilen kararlarla bazı düzenlemelere gidilirse toplumun zaman içinde değişimini tamamlayacağı ve istenilen noktaya erişeceği varsayılmıştır. Merkezi oluşturan ve klasik
olarak ordudan, bürokrasiden ve aydınlardan müteşekkil tarihsel blok, bu düşüncenin sahibi olarak gerçekleştirdikleri dönüşümü siyasal bir süreç olmaktan uzak tutmuştur.
Buna mukabil 1950'den başlayarak çevre Türkiye'de siyasetin temsilcisi olmuştur. 1950 DP hareketi, toplumun siyaseti keşfettiği ve siyasal bir müdahaleyle sistemin yeniden kurulabileceğini anladığı andır. O günden başlayarak 1965, 1983 hareketleri budur: toplumun siyaseten yönetime müdahale edişidir. Bu oluşumun bir başka önemi de sağ ve sol kavramları arasındaki ilişkiyi altüst etmesidir. CHP'nin 1973 ve 1977 çıkışları da bu bağlama oturtulabilir.
Çevrenin siyaset araçları daha önceki dönemlerde daha ekonomik ve teknolojik taleplerdi. Fakat 1990'lardan başlayarak daha sosyal taleplere dönüşmeye başladı. Böyle bir farklılaşmanın önemli olduğunu söyleyelim. Çünkü, bu, çevrenin temsilcisi olan kesimlerin bundan sonra karşılaşabileceği sıkıntıların nedenlerini de saptamaktadır.
CHP'nin yeni merkez-sosyal demokrasi arayışını bu aksa oturtmak mümkün. Eğer CHP arayışlarında samimiyse o takdirde yapması gereken yeni kimliğini siyasi bir bağlamda oluşturmasıdır. Bu, belki aykırı bir değerlendirme gibi durabilir. Bir siyasal parti zaten siyaseten mevcut değil midir diye sorulabilir. Yanıtı yukarıda saklı: tarihsel yapı içinde siyasal parti salt sosyal bir beklentinin temsilcisi haline gelebilir. CHP'nin çok uzun bir zamandır yaptığı siyasetin anlamı bu. CHP, 1973 ve 1977 çıkışlarını unutmuş ve devletçi, statükocu, bürokratik bir kimlik kazanmıştır. Son seçimlerde kazandığı başarının bir nedeni de Türkiye'deki taleplerin politikekonomik olmaktan uzaklaşıp sosyal bir içerik kazanmasıdır. AKP karşısındaki tepki oylarını bu bağlamda elde etti CHP.
Şimdi merkezle eğer sosyal demokrasiyi buluşturmak istiyorsa CHP, bu meselelerin üstünde düşünmek zorundadır. Kendisini siyasallaştırması söz konusu olmadıkça CHP'nin merkez-sosyal demokrasi ilişkisini kurması ne gerçekçi olur ne de mümkün. Kısacası CHP'ye düşen siyaset yapmaktır.
Bu biraz da işe solun siyasal bir kavram olduğunu hatırlayarak ve dolayısıyla kendisine karşı çıkarak başlaması demektir.