CHP ve Kemalizm

CHP'nin 'yenileşmesi' acaba ne kadar mümkün? sorusunun gidip gelip Atatürkçülük noktasında düğümlenmesinin artık bir yanıltma hamlesi mi...

CHP'nin 'yenileşmesi' acaba ne kadar mümkün? sorusunun gidip gelip Atatürkçülük noktasında düğümlenmesinin artık bir yanıltma hamlesi mi yoksa başka bir arayışın gerçek işareti mi olduğunu anlamak gitgide daha zorlaşıyor.
Bunun iyi niyetle, gerçek(çi) bir arayışın uzantısı olduğunu düşünerek bir tartışmayı yeniden başlatmanın bu noktada artık ne kadar anlamlı olduğu da bir başka muamma.
Ama eğer oradan başlanacak olursa şu rahatlıkla öne sürülebilir: gerçekten de literatürde bazı ülke sosyal demokrasilerinin kendilerine özgü köklerle bütünleşerek bir yeni atılım yaptıklarına dair örnekler mevcuttur. Bunların başında İspanyollar gelir. Gonzales, yenilenmeyi, geçmişten ve yerellikten kopuş olarak değil, tersine onunla bütünleşerek başarıyordu. Bu, kalıcı ve güçlü bir örnek. O nedenle Türkiye'de bir sosyal demokratik yenilenmenin de ancak Kemalizm'den başlatılabileceğine dönük önermeleri bir noktaya kadar ciddiye almak mümkün. Bununla birlikte hangi Kemalizm'in bu zemini oluşturacağı üstünde dikkatle durmak gerekir.
Kemalizm, bana kalırsa, öyle baştan reddedilecek, yok sayılacak bir olgu değil. Zaten böyle bir tavır hiçbir tarihsel olgu için söz konusu edilemez. Kaldı ki, Kemalizm, çok uzun süreler boyunca devam etmiş bir toplumsal ve zihinsel arayışın kristalizasyonudur. Bugüne kadar yeterince çözümlenmediği için de önemini meydana getiren bileşenleri yeterince tanımıyoruz. Fakat, bu Kemalizmi tartışanların değil onu tartışmayanların sorunudur. Çünkü o sayede Kemalizm katı, doktriner, hepsinden kötüsü bürokratik bir ideolojiye dönüşmüştür.
Oysa Kemalizm son kertede karmaşık bir olgudur. Bir yanıyla bir meodernleştirici hamle veya bir modernite hamlesi bir yanıyla ulusal burjuvazinin kendisini tanımlama ve tarihsel olarak biçimlendirme gayretinin son noktasıdır. Bu bağlamda Kemalizm'in tarihsel önermelerini yok sayarak örneğin bugünkü Avrupa veya demokrasi tartışmalarına geçmek olanaksız. Yalnız şunu unutmamak gerekir ki, 'güçlü' Kemalizm onun bir zihinsel (epistemolojik) önerme olduğu dönemler için geçerlidir. Oysa egemen, tartışılan Kemalizm bürokratik ve ideolojik olanıdır ve o muhafazakâr bir modeldir.
Bütün bunlarla birlikte düşünüldüğünde CHP'nin kendisini Kemalizm ekseninde yenilemesi iki şeye tekabül edecektir: yeni bir modernite tahayyülü ve burjuva siyasal değerlerinin temellendirilmesi. Sırça köşkün çatladığı nokta da o zaten.
Çünkü, yeni bir modernite tahayyülünü artık demokrasiden ayrı düşünmek olanaksız. Hatta bir çelişki gibi görünmesine rağmen ve tersinden söylemek pahasına şu da vurgulanıp, modernitenin tartışılmaya başladığı noktanın demokrasi olduğu öne sürülebilir. Kemalizm'i ideoloji hali ve niteliğiyle 1990'larda tartışmaya açan da buydu. O zaman her şeyden önce yeni bir toplum ve insan tasavvuruna ihtiyaç olduğu ortaya çıkıyor ve o noktada soru da kendiliğinden biçimleniyor: böyle bir arayışı, sentezi sadece Kemalizm vurgusuyla yapmak mı gerekir?
Elbette bu sorunun yanıtı olumsuz. Böyle bir şeye niçin gerek olsun? Bu sadece folklorik, yerel bir tercihtir. Çünkü tartışılan Kemalizm değil bir 'doğru'dur. Doğru eğer demokrasi ise bunun kendisine referanslı olması yeter. Onu şu ya da bu düzeyde yerleştirme gayreti gösterenin mutlaka öne çıkarılması sadece bir tercih, üstelik de garip bir tercih. Nedeni derhal çatışmacı, kutuplaştırıcı olmasında.
Bu aşılabilir mi ve nereye doğru aşılabilir sorusu asıl can alıcı soru. Onu çarşambaya bırakıyorum.