CHP'nin kat yeri

CHP kurultayı beklenen sonucu verdi. Hem kurultayı Baykal kazandı, hem de kurultay, CHP'nin, kendi iddiasıyla bir sosyal demokrat parti olarak bu alanda hiçbir şey yapmak istemediğini gösterdi.

CHP kurultayı beklenen sonucu verdi. Hem kurultayı Baykal kazandı, hem de kurultay, CHP'nin, kendi iddiasıyla bir sosyal demokrat parti olarak bu alanda hiçbir şey yapmak istemediğini gösterdi. Gerçi, bu kurultay gereğinden fazla partinin kendi içine dönük bir sorun etrafında cereyan etmesi için çağrılmıştı ama, hayatta da siyasette de hiçbir şey sadece kendisiyle bağlı değil. Her şeyin bir 'çevresi' var. O yönden bakınca bu kurultayda dile getirilen, sergilenen görüşler ve düşünceler de belli sonuçları işaret ediyor.
Onların bir bölümüne dünkü yazımda değinmiştim. CHP artık sembollerine ağırlık veren bir parti oluyor. Ahlakı, sınıf, mezhep, etnisite temelinden arındırılmış ve 'insan' kavramıyla bütünleşmiş bir üstkimliği, tarihsel geçmişi anlaşılan CHP bir siyaset olarak daha da benimseyecek. Bu, onu şu anda da kopmuş bulunduğu çevrelerden, en geniş anlamıyla toplumdan büsbütün koparacak. Bunda, CHP'nin AKP'ye karşı ayakta kalan tek parti olmasının ve bu düzlem üstünde sürdürülecek bir siyasetle toplumda belli destek alacak olmasına Baykal'ın inanmasının bir payı var. Ayrıca, tanımladığı siyasetin tam da CHP'yi kentli, yüksek eğitimli fakat tümünden önemlisi orta yaş üstü insanların partisi yaptığını hatırlamak bile istemiyordu. Buradan bir sol yenilenmenin çıkmayacağı besbelli. Yeni toplumsal oluşumları, CHP yönetiminin, açıkça ve isteyerek AKP'ye terk ettiği ve onları 'sorunlu' gördüğünü bugüne kadar bundan daha açık ifade eden bir yaklaşım bulmak zor.
Ama o zaman başka bir dinamik işliyor CHP içinde. O reddedilen, görmezden gelinen ve belki de 'hastalıklı' kabul edilen çevreler meşru veya gayrimeşru dinamiklerle partiyi ele geçirmeye çalışıyor. Bu çevrelerin sosyolojik tanımı 'lumpen'ler. Kurultay sırasında Sarıgül'ü gerek içeride gerekse dışarıda destekleyen üç-beş yüz kişinin içinde dolaşmak, onlarla konuşmak bu gerçeği gösteriyordu. İşsiz, sınıfsız, çaresiz, umarsız bu insanlar çok dramatik bir biçimde hiçbir yere yerleştiremedikleri varlıklarını birisiyle özdeşleştirerek ve bunu akla gelebilecek her türden şiddetle dışavurarak o alanda yer alıyordu.
Hepsinden önemlisi ise bizatihi Sarıgül'ün kendi konumuydu. Günlerdir bu köşede yazdığım üzere Sarıgül bir yandan bu lümpen kesimlerin simgesi haline gelirken öte yandan da burjuvazinin 'lümpen' ve 'agresif' kesimiyle iç içe geçiyordu. Gerçekten de sola ait tek bir sözcük etmeyen, siyasal hiçbir şey söylemeyen, model, yöntem konusunda ağzını açmayan birisi olarak Sarıgül şiddete, tehdide, güç kullanmaya dayalı bir modelle partide egemenlik kurmaya çalışıyordu. Fakat, bunun da ötesinde önemli olan bu kimliğin CHP'de ortaya çıkmasıydı. Baykal'ın komplo kuramları bir yana (ABD konusunda haklı olduğunu daha önce yazmıştık), bu kimliğin CHP'de iktidar araması üstünde ayrıca durulması gereken son derecede manidar bir husustur. Bu, artık belli bir kaynama noktasına gelmiş olan burjuvazinin, ama spekülasyona açık burjuvazinin Türk siyasal yaşamının ve yapısının her noktasını teslim alma hırsının bir sonucudur. Ayrıca CHP'nin bütün malvarlığı, mesela İş Bankası gibi bir kurumla özdeşliği ve onun sayısız açılımı bu sürecin besleyici unsurları arasında.
Bu, yabana atılmayacak bir nokta. Eğer sorun günün birinde solu ele almaya gelirse sadece bu bile tartışmayı başlatmak için başlı başına bir olgudur. Çünkü, tarihsel ve toplumsal olanın dışında kalan, kalabilen ve somut olmayan hiçbir gerçeklik yoktur siyasette. CHP ya bu gerilimi fark edecek ve kendi dışına açılıp bu sosyolojiyi siyasallaştıracak ya da yeni Sarıgül'lerle boğuşacak.