Çocuklar ve medya

Şu sıralar 'Reklam Özdenetim Kurumu'nun (RÖK) televizyonlarda, yazılı basında çıkan duyurularını, 'reklamları'nı görünce aklıma 10 yıl önce Amerika'da karşılaştığım bir kamuoyu oluşturma kuruluşu geldi.

Şu sıralar 'Reklam Özdenetim Kurumu'nun (RÖK) televizyonlarda, yazılı basında çıkan duyurularını, 'reklamları'nı görünce aklıma 10 yıl önce Amerika'da karşılaştığım bir kamuoyu oluşturma kuruluşu geldi.
1993 yılında aldığım bir bursla katılmaya hak kazandığım programın konusu 'ABD'de çokkültürlü ve sivil politika yapısı ve kurumları'ydı. O korkunç şubattan başlayarak iki ay boyunca bütün kıtayı boydan boya geçerek toplumun siyasal açıdan duyarlı olduğu bölge, merkez ve kentlere gitmiştim. Duyarlılığın nedenleri çeşitliydi. Kiminde siyahlar, kiminde eşcinseller, kiminde feministler, kiminde göçmenler, kiminde yoksullar, kiminde ırkçılar orayı mercek altına koyulması gereken bir bölgeye dönüştürüyordu. Gittiğim yerlerde mevcut olan ve bu konu etrafında (yandaş veya karşıt) örgütler ve gruplarla görüşüyor, ne düşündüklerini öğreniyordum. Ardından bölgedeki üniversite ve araştırma merkezlerine gidip konu üstünde çalışan kişilerle çalışmaya başlıyordum. Ortaya sorunlarla, farklı taleplerle dolu bir toplumda her şeye rağmen nasıl demokrasi içinde yaşayan bir toplum çıkıyor, bana da bunun nedenleri üstünde düşünmek kalıyordu. Neyse, asıl söyleyeceğim bu değil. O 'duyarlılık grupları' arasında bir tanesi epey örgütlü, güçlü, heyecanlı ve ataktı. Parasal güçleri yerindeydi. İlgi alanları medya ve çocuklardı. Grup, çocukları medya şiddetine karşı koruma amacıyla oluşturulmuştu. Başlıca işi medyayı taramak, uzmanlarla değerlendirmek, yasaları incelemek, ardından gerekliyse dava açmaktı. Fakat, başlıca işleri kamuoyunu bilinçlendirmek, bir baskı grubu haline gelmekti.
Yaptıkları iş zordu. Bütün o programların, filmlerin izlenmesi, dava edilmesi, haklarında karar alınması çoğu defa iş işten geçtikten sonra gerçekleşiyordu. O nedenle asıl amaçları piyasada bulunan, sürekliliği olan şeylere dönük bir kamuoyu baskısı ve yaptırımı uygulamanın yollarını bulmak ve kullanmaktı. O arada şunu belirteyim: yukarıda, paraları çoktu demiştim; öyleydi, çünkü, inanılmaz ölçülerde tazminat kazanıyorlardı. Bu, onların temel amaçlarına ulaşmaları için bir aşamaydı. Böylece, gitgide alanın bir korkulu rüyası haline geliyorlar, ilgili kuruluşlar filmleri yapmadan önce kendilerine başvuruyor, onların karar ve onayını alıyordu.
Sorunun asıl çözümü buydu. Buna rağmen yetersiz kaldıklarını söylemişlerdi. Bunun nedeni de Hollywood'du. O dünya, şiddeti sadece çocuklara değil daha çok büyüklere yönelik kullanıyordu. Vurmalar, kırmalar, güç gösterileri sonunda belli bir kitleyi derinden etkileyip şiddeti içselleştirmesine yol açıyordu. Şiddet, bütün bir topluma derece derece yayılıyordu. O da tepki gösterilmesi gereken başka bir alandı. Çocuğa dönük şiddet veya usulsüzlük bu anlamda daha dolaylı bir şeydi.
Ben, RÖK'ün son derecede önemli ve yararlı bir iş yaptığını düşünüyorum. Hele bunun bir 'özdenetim' kurumu olması işi daha da şıklaştırıyor. Herkesin reklamların tutsağı olduğu ve reklam gerçeğinin üstelik de çok farklı yolları kullanarak hayatlarımıza, zihnimize sızdığı bir dünyada bunun mutlaka desteklenmesi, güçlendirilmesi gereken bir kuruluş olduğu kanısındayım. Ama ben olsam gene de bir adım daha ileri gider kurumun 'etik standartlar'ını kamuoyuyla daha geniş ölçüde paylaşmasına, elde ettiği sonuçları, güttüğü yöntemi kamuoyuna sürekli olarak duyurmasına çalışırdım. Bu, ona olan yönelimi daha da artırırdı.
Gene de bu kuruluş başlı başına bir iş yapıp, çok duyarlı olunması gereken bir noktayı gündemimize taşımıştır. Darısı şiddet konusunda çırpınanların başına.