Ders kitapları

Birkaç zamandır eğitim konusunda bir şeyler yazıyorum. Bu konuyu köşe yazılarında ne kadar tartışabiliriz, o ayrı bir sorun.

Birkaç zamandır eğitim konusunda bir şeyler yazıyorum. Bu konuyu köşe yazılarında ne kadar tartışabiliriz, o ayrı bir sorun. Fakat, Türkiye özellikle eğitim ve kültür konularında tam anlamıyla içine kapanmış durumda. Bundan bir 50 yıl önce bu konuda yazılıp söylenenlerle bugünü karşılaştırmak insanı şaşırtıyor. Üstelik bunun hemen akla geldiği üzere seçkincilik, toplum mühendisliği, tepeden inme, aydınlanmacı projecilik gibi kavramlarla ilgisi yok.
Bence sorun bugün çok daha vahim bir noktada. Çünkü, bugün, devletin sistemli bir biçimde sürdürdüğü bir gerçeğin yansımaları bizi bu konuda bulunduğumuz yere çiviliyor. O da, eğitimin toplumsal bir sorun olduğunun unutturulması, eğitimin sadece basit bir uzmanlık meselesine dönüştürülmesi.Kanaat önderleri, toplumsal aydınlar bunu tartışmayacak fakat gerek devlet gerekse cemaatler bu konuda çok somut adımlar atacak. Devletin ortaya koyulacak çıkışları önlemek için de ciddi bir iddiası var: kaç milyon insan eğitim talebi içindeyken eğitimin niteliği değil ancak niceliği konuşulur iddiası her şeyi teslim alıyor.
Oysa şu sıralarda eğitim konusunda başlatılmış çok ciddi bir girişim var karşımızda. Gazete haberleri dışında kimsenin ilgisini çekmeyen ve üzerinde analitik hiçbir şey söylenmeyen bu olgu, TÜSİAD'ın hazırlattığı ders kitapları.
Daha önce yanılmıyorsam coğrafya ders kitabı yayımlanmıştı. Son olarak felsefe ve tarih yayımlandı.
Bu kitapların hiçbirisi tümüyle telif yayınlar değil. Daha eklektik bir çalışma hepsi de. Yani, Fransız liselerinde okunan kitaplar belli bir komisyon tarafından ele alınıyor. Kitapların önemli bir bölümü çevriliyor. Sonra da kitabın mantığına, pedagojik yaklaşımına ve tekniğine uygun bir biçimde eklemeler yapılıyor. Onlar da hem Türkiye'deki öğrenciye aktarılması gereken daha özgül bilgiyi kapsıyor hem de doğrudan Türkiye'yle ilgili bölümleri. Coğrafya ve tarihte olduğu gibi felsefe kitabında da aynı yöntem izlenmiş.
Ortaya son derecede ilginç ve incelenmeye değer, örnek alınabilecek yapıtlar çıkmış. Bir kere, kaynak metinler gerek görsel yapıları gerekse içerikleri itibarıyla çok iyi hazırlanmış çalışmalar. Telif bölümler de öyle. Kaldı ki, bu kitaplar bir genel öneri niteliği taşıyor ve bu girişiminden ötürü de TÜSİAD'ı kutlamak gerekiyor. Türkiye gibi ders kitabı sorununun bugün bile en ağır sorunlardan birisi olarak karşımızda durduğu bir ülkede bu girişim mutlaka ele alınıp değerlendirilmesi gereken bir olgu. Bu kuruluşa düşen şimdi bir de edebiyat ders kitabı hazırlamaktır.
1975'ten bu yana ders kitapları kaba bir ideolojinin ve teknik bir yaklaşımın kursağına atıldı. Her gelen iktidar, çoğunlukla da kendisini hem de yanlış biçimde, milliyetçi-muhafazakâr olarak tanıtan kesim, bu girişimde bulunmaktan kaçınmadı. Şimdi, çok önemli bir kültürel gelişme kaydeden Türk burjuvazisi tarihsel gelişinin mantığına uygun bir biçimde durumun ne kadar vahimleştiğini anlayıp işe el koyuyor. Eğitim sorununu para gücüyle kendisi çözen aileden bu noktaya gelinmiş olması küçümsenmeyecek bir atılımdır. Bu tür çalışmaları üniversitelerin yapması çok daha şık olurdu ama bu da bir kazançtır.
Ne var ki, bugün bile devlet bütün meseleyi 'parasız kitap' gibi konulara hapsediyor. İşin artık daha öze yönelmesinde zorunluluk var. Dünya değişiyor ve o dünyayı yakalamak istediğini bizzat Türkiye dile getiriyor. Bunun yolu da o değişimi anlayacak, kavrayacak, kapsayacak bir eğitim sürecinden geçer.
Üstelik eğitimin bir sosyal güvenlik sorunu olması onun bir nitelik sorunu olmasına engel de değildir!