Dilin militarizasyonu hayatın körelmesi

Son birkaç gündür, siyasalın geliştirilmesinden, hayatı kapsamasından, kaplamasından söz ettim. Bunun demokrasi bilinci içinde duyulacak en yüksek özlem olduğu kanısındayım.

Son birkaç gündür, siyasalın geliştirilmesinden, hayatı kapsamasından, kaplamasından söz ettim. Bunun demokrasi bilinci içinde duyulacak en yüksek özlem olduğu kanısındayım. Türkiye'deki siyasetin en büyük kısıtlamasını, yetersizliğini de bu oluşturuyor; yani, Türkiye'de siyaset var fakat siyasal olan yok. Yani siyasalsız bir siyasetle yaşıyoruz. Buna biraz daha ileri giderek, daha önceki yazılarımda ve AKP bağlamında değindiğim çerçeve içinde, apolitik siyaset de denebilir ama siyasalsız siyasetle apolitik siyaset arasında ince bir ayrım var. Apolitik siyaset veya depolitize edilmiş siyaset siyasalın dışlandığı siyasetten farklıdır. Çünkü, apolitik siyasetin kendisi de siyasetin bir durumudur. Dolayısıyla siyasalın olmadığı bir siyasetin en güçlü halidir. Bilinçle ve dikkatle üretilmiş bir pozisyondur.
Bu tür tartışmaları bu şekilde soyut kavramlar ve kuramlar üstünden yapmak her zaman mümkün. Ne var ki, hayatın dinamiği bu tür kavramların anlatamadığından daha fazlasını her zaman dile getirmeye muktedir. Buradaki 'dile getirmek' sözünü bilerek kullandım, çünkü siyasal olmayanın belirlediği bir siyaset ve toplum ortamının dile nasıl yansıdığını göstermek istiyorum.
Bundan çok zaman önce İngiltere'de yaşayan bir şair dostum gelmişti. Uzun bir yaz tatilini sağda solda geçirmesinden sonra dönüp dolaşıp İstanbul'a vardığında buluştuk. Şair dikkatiyle etrafa bakıp gördüklerinden çıkardığı sonuçları anlatırken birdenbire epey bir zamandır 'bu da nereden çıktı?' diye kendi kendime sorduğum bir soruyu keskin sezgisiyle yanıtladı.
Şimdi artık herkesin dilinde olan, her yerde duyduğumuz bir genel konuşma kalıbı var. Neyi anlatmak istersek isteyelim, onu dile getiren fiilleri bir tarafa bırakıyoruz. 'çıktı, girdi' demiyoruz da örneğin 'Çıkış/giriş yaptı' diyoruz. Geçenlerde birisiyle yolda karşılaştım. Telaş içindeydi. 'Eve intikalim gerekiyor, acil' dedi. Polis aracından yapılan anonsta 'bekleme yapma' diyorlar. Bunlar gene iyi. Daha beterleri yabancı sözcüklerin de acayip bir biçimde kullanıldığı cümleler; 'aranjesini yaptım' diyen var örneğin.
Şair dostum, söyleyeceğini nihayet söyledi ve yaşadığımız bu garip hali 'dilin militerleşmesi' diye tanımladı. Buradaki militerleşme sadece askerler anlamında değil, daha geniş bir çerçeve içinde ele alınan 'güvenlik görevlisi, koruma görevlisi dili' anlamında. Belki ileri bir yargı ama insan salim kafayla düşündüğünde hiç de garipsemiyor. Yıllardır, şöyle veya böyle bu ülkede egemen olan
açık veya kapalı bir militer süreç var. Savaşla, ikide bir siyasal konularda yapılan açıklamalarla kendisini ortaya koyuyor. O yetmedi bu defa yerli dizi dediğimiz şey başımıza çıktı. İçinde yukarıdaki jargon ve anlatımla yüklü telsiz konuşmalarının olmadığı bir tek, evet bir tek, yerli televizyon dizisi (hatta yabancı film) göstermek olanaksız. Her gece bu diziler insanların kulaklarında. Konuşanlar güvenlik görevlileri. Bir de nereye giderseniz gidin bu şekilde konuşan canlı kanlı (hatta fazlasıyla) korumalar var, şoförler var, hatta kapıcılar var. Biraz daha dikkatli dinleyenler meteoroloji sunucularının, borsa simsar ve yorumcularının tastamam aynı dili ürettiğini görecektir.
Kısacası, dildeki dönüşüm kendiliğinden olmuyor. Böyle bir birikime, böyle bir altyapıya sahip. Bu, siyasal olanın hayattan uzaklaştırılması demek. Kendiliğinden değil, değindiğim uzun sürecin sonunda. Hele içinde futbolun olduğu da anımsanırsa işin boyutları büsbütün ortaya çıkar.
Kısacası hayatın siyasal olandan kopması, sadece kötü siyasetin değil bütün kötülüklerin anası!