Dış mihraklar CHP'de

Deniz Baykal ve yakın çevresinin kurultaya giderken belli bir strateji izleme kararı verdiği anlaşılıyor.

Deniz Baykal ve yakın çevresinin kurultaya giderken belli bir strateji izleme kararı verdiği anlaşılıyor. Buna göre 'Parti elden gidiyor' sloganı kullanılacak.
O nedenle Baykal, il başkanlarına "Bana değil partiye sahip çıkın" demiş. Buna bağlı olarak da televizyonda izlediğim bazı ilk başkanları bu kurultayın CHP'ye, Kemalizme ve sosyal demokrasiye sahip çıkma kurultayı olduğunu vurguluyordu. Ayrıca, sağda solda yapılan diğer açıklamalardan da CHP'nin son zamanlarda Avrupa Birliği, Irak ve Kıbrıs konusunda sürdürdüğü siyaset nedeniyle Batı tarafından dışlandığı, şimdi teslim alınmak istendiği ve bazı isimlerin bunu sağlaması için dış güçlerin denetimi altında öne itildiği gibi görüşlere vâkıf oluyoruz.
Bunları düşününce gerçekten işin içinde böyle bir şey olup olmadığını insan kendisine soruyor. Verdiği yanıtın olumlu yanları da var olumsuz yanları da. Soğukkanlı ve nesnel bir çözümleme yapınca iki şey hemen görülüyor. Bunların ilki bizim toplum ve zihniyet olarak çok alışkın olduğumuz paranoya ve demagoji. 'Dış güçler' meselesi, o kadar abartılmış ve ucuzlatılmıştır ki, artık insan işin içinde varsa eğer bir doğru yan onu tartışma olanağını bile bulamıyor. O nedenle işin o kısmını geçmek gerek. İkincisi, evet, CHP'de bir düğmeye basılmak istenmekte, CHP'de bir değişim yaratılmak istenmekte. Bu, kesindir; önemli olan da bunun somut ve nesnel koşulları üstünde düşünmektir. Üstelik, tartışmayı tam da Baykal ve yakın çevresinin iddia ettiği noktalardan başlatarak ama genel bir mantığın içinde ele alarak.
Bu değişimin öncelikle Türkiye'deki iç politika ve iç toplumsal oluşumlarla ilgili yanına değinmek gerek. CHP, adaylığını açıklarken Hurşit Güneş'in belirttiği ve çok uzun bir süredir söylendiği üzere, kitlelerden kopmuş, onların dinamizmini ve taleplerini anlamaktan uzaklaşmış, onlarla organik siyasal ilişkiler kuracak dokularını yitirmiş bir partidir. Yani, üç temel nokta üstünde, sosyoloji, ideoloji ve siyasal (parti içi) pratik düzleminde CHP, takati tükenmiş, işin daha da kötüsü bu durumu 'sol'a mal eden bir partidir. Bu, daha fazla taşınabilecek bir durum değildir; yeni de değildir. Dolayısıyla, CHP'nin değişmesi, değiştirilmesi şarttır. Bu, dış mihraklardan değil, doğrudan siyasal olanın gerçeğinden kaynaklanan bir olgudur.
İki, CHP, sosyal demokrasinin evrensel bir oluşum olarak ama bugünkü somut pratikte üzerine oturduğu temel parametreleri kendisini kendisine mahkûm ederek, kendisini de donuk, yetersiz ve retorik ve parodiyle tiyatrosallık arasında bir Kemalizm'e irca ederek dışlamış, onları anlamakta acze düşmüş bir partidir. Bu anlamda, CHP, mesela küreselleşme kavramını ne olumlu yanıyla kavramıştır ne de ona (sol) alternatif üretecek bir yeterliliğe sahip olmuştur. Yukarıda değindiğim parodi ve tiyatrosallık temelinde her şeyi, mesela '3. Yol' kuramını, mesela, 1990'larda Clinton'ın kullandığı bazı kavramları sadece bir kabuk ve kullanılıp atılacak bir mendil gibi değerlendirmiştir. Demek ki, CHP ve temsilcisi olduğu 'ölü sosyal demokrasi' anlayışı kapitalizmin de emeğin de çağdaş gerçeğini algılayamamakta, giderek dünyadan kopmaktadır. Bu anlamda gene dış mihraklardan önce teorinin ve pratiğin CHP'den değişim isteyeceği, bekleyeceği ve onu buna zorlayacağı âşikardır.
Bunlar tartışmanın çerçeve değerleri ve sınır işaretleri. 'Türkiye'de gerek burjuvazi gerekse işçi, köylü kesiminde durum nedir, kim CHP'den ne istemektedir, onların da dış mihraklarla ilişkisi var mıdır' sorusunu çarşamba günü ele alayım.