Doğru rüzgârı yakalamak

Basında yönün ve rüzgârın ne kadar ilginç bir biçimde değiştiğini zamanı geldiğinde bugünleri inceleyenler biraz da şaşırarak fark edecek. Bunun iki nedeni var.

Basında yönün ve rüzgârın ne kadar ilginç bir biçimde değiştiğini zamanı geldiğinde bugünleri inceleyenler biraz da şaşırarak fark edecek. Bunun iki nedeni var.
Birincisi neredeyse 'ayıp' sayılacak bir durumdan kaynaklanıyor. Sanılıyordu ki, ABD vuracak ve daha ilk günlerde her şey bitecek. Şimdi, ABD'nin bizzat kendisi 'olmadı, nakavt yapamadık' (ne yapılmak istendiği herhalde ayrıca dikkate şayan) deyince ve işin şiddet dozu artma eğilimi gösterince bizim basının Amerikan dostu kalemleri de evet, bir yanlışlık var demeye koyuldu. Yani yanlışın anlaşılması için yanlış yapılması gerektiği ortaya çıktı.
İkincisi, ABD yandaşı kimi kalemler bu tutum ve tavırlarını hükümetle ABD arasındaki ilişkiye göre ayarlıyor. Onların önceliği hükümet. Şimdi hükümet istemediği ve beklemediği bir biçimde belli bir tavra doğru sürükleniyor, ABD'ye karşı anlamsız bir biçimde direnmek değil akıllı davranmak gerektiğini anlıyor, bunun teslimiyetçi bir politikadan uzak durmakla mümkün olduğunu görüyor, o vakit hükümeti kurtarmaya çalışanlar da yavaş yavaş 'Biz hatalıydık ama ABD de hatalıydı' demeye koyuluyor.
Bu oluşum içinde çok dikkatli bir biçimde hareket eden ama kendine göre bir tarzı biraz da 'kararsızlığına' bağlı olarak sergileyen Abdullah Gül'ün açıklamalarına bakmak gerek. Gül, televizyonda Fatih Altaylı'yla yaptığı görüşmede bir şeyin altını çizdi. Basının ABD konusundaki tavrından yakındı. Daha doğrusu Gül, basının, kendilerinin ABD'ye karşı yürüttüğü politikayı değil ABD'nin Türkiye'ye karşı yürüttüğü politikayı desteklemesinin yanlış olduğunu dile getirdi. Bu çok önemli bir saptama. İlk kez bu hükümetin Dışişleri Bakanı ve bir önceki hükümetin Başbakanı ABD'ye karşı yürütülen politikada yalnız bırakıldıklarını belirtiyor. Bu, o politikanın belli kararlara dayandığını gösteriyor. Hiç değilse belli bir gönülsüzlüğe dayalı o siyaset. İkincisi, Gül, son günlerde basına yaptığı açıklamalarda daha önceki müzakerelerde söz konusu edilen paranın her şeyi başlatıp bitirmeyeceğini dile getirdi. Anlaşılan, hükümetin ayakları suya eriyor ve bundan böyle ABD'yle daha ciddi, daha kararlı ve kuşkusuz daha akıllı bir politika izlenecek.
Tabii, bütün bunlar başka bir noktada düğümleniyor. O nokta Türkiye'de belli bir çevrenin baştan beri vurguladığı bir görüşün somutlaşması.
Savaşa karşı olan, hem de altını çizerek söyleyelim 'kategorik' olarak karşı çıkan bir kesim, önce bu savaşın bir cinayet olduğunu ve Irak'ta bir kurtuluş değil akıl almaz bir kaos yaratacağını söyledi. Bugün o iddianın ne kadar gerçek olduğu anlaşılıyor. Şimdi kimse hatırlamıyor ama bir yönetim dehası olan Osmanlı'nın bile ancak üç eyalete bölerek idare ettiği Irak'ta farklı etnik unsurları birbirine karşı kullanarak bir siyaset yürütülemeyeceği ve durumun git gide vahim bir hal alacağı anlaşıldı.
Aynı şekilde, gene o kesimin iddia ettiği gibi, ABD'nin kuzeyden cephe açmadan savaşa girmesinin, dolayısıyla da Türkiye'nin önemini küçümsemesinin bir cinayet olduğu ortaya çıktı. O Amerika şimdi yeniden Türkiye'den üs istiyor.
Üçüncüsü, o kesimin her zaman vurguladığı üzere, dünya devletleri arasındaki ilişki sabahtan akşama değişir. Ama bu çağlara yayılan bir değişiklik olmaz. Hele bu iki devlet ABD'yle Türkiye ise hiç olmaz. Bunu eğer Türkiye'de birileri bilmiyorsa ABD'nin bildiği kesindir. Şimdi, dönüş manevrasını onlar yapacaktır. Yeter ki, Türkiye kararlı, akıllı ve vizyon sahibi olsun.
Hep söylediğim gibi, siyaset dünyanın her gün yeniden kurulması, her gün yeni koalisyonların doğması, yanlış koalisyonların çökmesidir.