Egemen analiz ve meşruiyet

Sezer, 'uluslararası meşruiyet' ile bir şey söylemeye çalıştı. Egemen </br>'analiz' tarzı engel oldu.

Bu köşede daha önce yayımladığım bir yazıda, henüz o kanattan hiçbir açıklama gelmemişken, ordunun Irak'a müdahaleyi zorunlu gördüğünü belirten bir yazı yayımlamıştım. Aynı şekilde, bir başka yazımda da AKP'nin ne yapıp yapıp yeni bir tezkereyi Meclis'ten geçirmek için çırpınacağını söylemiştim. Önceki gün gelen Genelkurmay Başkanlığı açıklaması, her iki noktanın doğruluğunu teyit etmekle kalmadı, karşımıza üstünde durulması gereken çok önemli bazı noktalar çıkardı.
1. Belki amaçları o değil, daha örtük tutmayı tercih ediyor ama ordu tezkere konusunda görüş bildirmek ve bildirmemek konusunda son derecede dikkatli bir taktik izleyerek sonuçta AKP'yi köşeye sıkıştırmıştır. Bu, MGK'nın bir açıklama yapmamasıyla başlayan bir süreçtir ve hazindir ki, ordunun siyaseti sivillerden daha iyi bildiğini, planladığını gösteriyor. Genelkurmay Başkanı, neredeyse bir ders vererek MGK'nın niçin 'tavsiye kararı' alamayacağını dile getirdi. Çünkü, dedi, MGK parlamentoya değil hükümete tavsiye kararında bulunur. Bu, hem oradan medet uman AKP'nin ham hayalini açığa çıkaran hem de 'bu bağlamda' MGK'ya dönük eleştiride bulunan entelektüel çevrelere bir ders mahiyeti taşır. İkincisi, tezkerenin
reddinden sonra bir açıklama yaparak ve yeni tezkerinin onanması için zemin hazırlayarak, ordu, siyasette ne derecede etkin olduğunu gösterecek, AKP'nin de ordu talebini Meclis'e taşıyan siyasi parti olduğunu kanıtlayarak onu köşeye sıkıştıracaktır. (Tekrar edelim, maksat belki bu değil ama siyasetin kendisine özgü mantığı ve mekanizması bu yorumu doğallaştırıyor.)
2. Ordunun Irak'a müdahaleyi istemesinin ana nedeni Kuzey Irak'ta kurulacak Kürt devleti ve ona dönük tedbirleri almak isteyişidir. Bu da, şimdi birçok kesim tarafından belirtildiği üzere artık üstünde uzun boylu konuşulması gereken bir husus. Niçin karşıyız, nereye kadar karşıyız soruları hızlı yanıtlar bekliyor. Bu evrede AKP gene bir çelişkiye düşüyor. Kendi tabanını oluşturan geniş Kürt katılımının tam da değindiğim amaca dönük bir müdahaleyle nasıl bağdaşacağı AKP'nin yakın dönemde çözmesi gereken ve iç politika dengelerini derinden etkileyecek bir problem. Kuşkusuz AKP bir tezkereyi daha geçiremezse dağılır. Bunun lamı cimi yok. Ama aynı AKP'nin değindiğim tabanı ve refleksi şu ya da bu biçimde devreye girer ve tezkerenin 'hasbel kader' reddedilmesini sağlarsa (bu durumda CHP'nin de bugüne kadarki sert tutumunu sürdürüp sürdüremeyeceği meçhul) bu ordu bağlamında ve onun savaş planları bağlamında ne türden bir sonuç verir küçük bir ihtimal de olsa üstünde durulması gereken bir sorudur.
3. Karşımıza çıkan bir başka nokta AKP'nin bu savaşta yer almak istemesiyle
ordunun müdahale etmesini tetikleyen koşul ve nedenler arasındaki fark. AKP'nin sorunu bütünüyle iç ekonomik sorunlar çerçevesinde değerlendirdiği anlaşılıyor. Bu, partinin bugüne kadar bir türlü yapmadığı geleceğe dönük ve 'ufuk'la ilgili yaklaşımlardan belli. O arada yardımın gelmeyeceğinin sezilmesiyle birlikte derhal devreye sokulan ekonomik paket AKP
'ihtiyacının' ne kadar acil olduğunu gösterirken, bir önceki maddede belirttiği şartla birlikte ele alındığında AKP bağlamındaki krizin boyutları daha iyi anlaşılabilir.
Bütün bu açıklamalardan sonra Türkiye'de bir suskunluğun başlayacağı ve savaşın içinde bulunma kararının egemenleşeceği anlaşılıyor ama şimdi sormanın tam zamanıdır: Her şey gerçekten bitti mi, yoksa her şeye rağmen, tam da bundan sonra, Türkiye savaşa hayır demeyi sürdürse daha iyi olmaz mı?