Eğitimin dehşet hali

Türkiye'de, ilköğretim-den lise çıkışına kadar ikili eğitim var: Okul ve kurs. Yeryüzünde böyle bir ülke daha bulamazsınız.

Önceki gün, gazeteler de, televizyon kanalları da aynı haberle sallanıyordu. Ortaöğretim kurumları için yapılan seçme ve yerleştirme sınavına giren 600 bin adaydan 40 bin 500'ü sıfır puan almıştı. İnsan inanamıyor ama gerçek bu ve bu güneşi sıvamaya yetecek kadar balçığımız da ne yazık ki yok.
Üstelik işin daha vahim iki yanı var. 600 bin adaydan 108 bini sınavı geçiyor. Yaklaşık beşte bir gibi bir oran bu. Böylesi küçük bir kitle için para, emek, zaman olarak yapılan harcamayı düşünmek insanı zorluyor.
İkincisi ve galiba daha ilginç olanı bu yıl 'sıfır çeken' 40 bin 500 kişiye karşılık aynı durumda olanların geçen yıl sadece 2 bin 750 kişi olması. Uzmanlar bu olumsuzluğu gerçeğin asıl yüzü olarak nitelendiriyor. Çok iyi anlamadım ama gerekçe bu yıl tam puan alanların sayısındaki artışmış. Buna bağlı olarak başarı puanı yükselince başarısızlığın sınırı da daha netleşmiş.
Öte yandan test ortalamaları Türkçede 10, matematikte 3, fende 3.5, sosyalde 8 gibi. Matematikte de ciddi bir sorun görülüyor, çünkü test ortalaması geçen yıl 5'miş. Orada da bir büyük düşüş var. Tabii bu arada üniversite sınavında da 24 bin kişinin sıfır aldığını hatırlıyoruz.
Bütün bunların ardından klasik soru geliyor elbette: Nedir bu işin sırrı?
Radikal'in yaptığı küçük değerlendirmede görüş bildiren ilgililer çeşitli nedenler açıklamış. Bunların neredeyse tümü eğitimin yapısal özellikleri ve niteliğiyle ilgili görüşlere dayanıyor. Hemen tümünün kabul ettiği bir şey şu ki, bu yıl yapılan sınav 'yorum gücü'nü ölçmek amacındaymış.
Test sınavıyla yorum gücü nasıl ölçülür bilemem ama bu yaklaşıma itibar edecek olursak ardından şöyle bir şey ortaya çıkıyor: Bu sınav modeli kullanıldığı ve eğitimin bugünkü yapısı bu şekilde devam ettiği sürece yapacak bir şey yok. Çünkü, Türk eğitim sisteminin ana özelliği ezberci olmasıdır. Ezberlenmiş bilgiyle yorum yapmak da olanaksızdır.
Öte yandan Milli Eğitim Bakanlığı öğrencilerin neden sıfır aldığını araştıran bir komisyon kurmuş. O grubun ulaştığı bazı sonuçlar var. Onlar da çarpıcı şeyler içeriyor. Her şeyden önce test sınavına karşı duyulan bir tepkiden söz açılıyor. Buna bağlı olarak çok çarpıcı iki nokta işaret ediliyor. Öncelikle, öğrenci, bilgisinin başka sistemlerle ölçülmesini istiyormuş. İkincisi, asıl dikkat çekeni de bu, öğrenciler okulla sınav arasında bağlantı kuramayınca ya okuldan ya da sınavdan uzaklaşıyormuş.
Ben gerçekten de buna dikkat çekmek isterim. Çünkü, üniversite düzeyinde de bu sorunla çeşitli biçimlerde karşılaşıyoruz. Ya ilk sınıfa gelen öğrenci ağır bir sürecin sonunda kendisini bırakıyor ve başarısız oluyor ya da belli bir seçme sınavı başarısı göstermiş olan öğrencinin genel niteliksel bilgisi yok denecek kadar az oluyor.
Bu çok garip bir şey. Öğrencilere işin nasıl böyle olduğunu sorduğumuzda
'okulu bırakmayı' bizzat yönetimin teşvik ettiğini, 'Bize derece getir biz diğer dersleri (bununla kültür ve sosyal bilimler dersleri kast ediliyor) idare ederiz' dediklerini, kendilerinin de sadece test üstünde yoğunlaştığını (bu da fen ve matematik dersleri ve teknik beceri demek) bize öğrencilerin kendisi anlatıyor. Fakat şimdi matematik ortalamalarındaki dehşetli düşüş oralarda da bazı sorunların çıktığını gösteriyor.
Türkiye ister ilkokul, ister ortaokul, isterse lise olsun ikili bir eğitim sürdürüyor. Her düzeydeki öğrenci biri okul biri kurs olmak üzere iki süreci tamamlıyor. Yeryüzünde böyle bir ikinci ülke daha yok. Bu, geleceğini bizdeki kadar karartan ikinci bir ülke daha yok demektir ki, bunun boyutlarını da cuma günü göstereyim.