Eğitimin öğretmen hali

Bundan bir süre önce Milliyet gazetesinde Sibel Kahraman tarafından yayımlanan bir habere göre, eğitim konusunda bir hayli kritik bir noktadayız.

Bundan bir süre önce Milliyet gazetesinde Sibel Kahraman tarafından yayımlanan bir habere göre, eğitim konusunda bir hayli kritik bir noktadayız. Bu, eğitim dediğimizde aklımıza gelen binlerce problemden kaynaklanan bir sonuç değil. Bu defa karşımızda duran eğitimin altyapı sorunları değil. Ondan çok daha önemli olan şey, eğitimin insan kaynağı ve niteliğiyle ilgili bir sorun: Öğretmenlerin 'yapısal' özellikleri.
Maltepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İsa Eşme, Yrd. Doç. Dr. Ali Temel ve Araş. Gör. Nalan Kuru Turaşlı 83 okulda 500 öğretmen arasında bir 'öğretmen profili' araştırması yapmış. 'Araştırmaya göre öğretmenlerin yüzde 35.7'si gazete okumuyor. Yüzde 64.6'sı mesleki bir dergiye abone değil. Yüzde 30'u ise ayda bir kitap bile okumuyor' Bu durum şu sonuçlarla tümleniyor:
'Öğretmenlerin yüzde 70'i yabancı dil bilmiyor. Yüzde 65.7'si sivil toplum kuruluşları ve yüzde 60'ı sendika faaliyetlerine 'hiç' katılmadığını belirtiyor.' Buna insan kalitesi açısından bir de şunu ekleyelim. Öğretmenlerin yüzde 48'i alkol ve sigara kullanıyor.
Öğretmenin ekonomik göstergeleri de bunlardan daha farklı bir sonuç yansıtmıyor: 'Öğretmenlerin yüzde 20.3'ü öğretmenlik yanında ikinci bir yan iş yapıyor.' Ekonomik koşulların bunu gerektirdiği, hatta kaçınılmaz kıldığı açık. Nitekim bir başka gösterge bunun sonuçlarını işaret ediyor. Buna göre 'öğretmenlerin yüzde 35.6'sı 5 yıl ve daha az mesleki tecrübeye sahip. 50 yaşın üzerinde ve 25 yıldan daha fazla mesleki tecrübeye sahip olanlar yüzde 5 civarında.' Bu demektir ki, öğretmenlik bir başlangıç aşaması olarak kabul edilen fakat kısa bir süre sonra da terk edilen bir meslektir. 25 yıl gibi bir zaman orada kalıp belli bir deneyim kazanmak söz konusu değil.
Araştırmacıların bütün bunlardan sonra bir de yorumları var. Buna göre öğretmenin niteliğinde aşılamamış bir sorun mevcuttur ve o da
'hızlandırılmış eğitim, mektupla eğitim, yoğunlaştırılmış eğitim' gibi olgulardan kaynaklanıyor. (Hayatımda unutamadığım şeylerden birisi, 1970'li yılların sonuna doğru, yani sağ-sol çatışması diye geçiştirilen iç savaşın sonuna doğru iki gün içinde Gazi Eğitim Enstitüsü'nden öğretmen olmak üzere 5-6 bin öğrenci bir-iki gün süren sınavlardan sonra mezun edilmesidir. Bugün üstünden çeyrek yüzyıla yakın zaman geçse de o kitlenin ne kadar öğretmenlik yaptığını hâlâ düşünüp dururum.)
Evet, Türkiye'de milli eğitimin öğretmen durumu bu. Böyle bir tabloya metot sorunları eklenebilir. Bu tablo, öğretmenin meslek içi eğitimi gibi sorunlarla desteklenebilir. Kısacası, neyi elimize alırsak alalım öğretmen niteliği karşımıza dev boyutlarda bir sorun olarak çıkacaktır ve bu elbette eğitimin altyapı sorunlarından daha farklı, daha ileride olacaktır.
Böyle bir eğitim sistemiyle Türkiye çağı yakalamaya çalışıyor. Teknolojinin dönüştüğü ve yepyeni öğretim ihtiyaçları doğurduğu bir dünyada Türk eğitim sistemi hantallaşmış gövdesiyle kımıldanmaya çalışıyor. Öte yandan eğitim Türkiye'de öncelikle bir ideolojik sorun olarak ele alınıyor. Eğitim elbette ideolojik bir şeydir, ama ondan önce de teknik ve ekonomik bir olgudur. İdeoloji de kendisini öncelikle bu bağlamda gösterir: eğitime ne kadar kaynak ayrılacağı, ne kadar
önem, ne kadar değer verileceğidir asıl ideolojik tercih ve tepki. Öte yandan dünyanın her yerinde en prestijli okullar yüksek öğretmen okullarıdır. Türkiye ise 'okumayan' öğretmenle karşı karşıya. Ondan gelecek kuşaklar medet umuyor.
Bunun müsebbibi öğretmenler değil, o zaman şu soru cevap bekliyor: Nedir sebebi bugün bu noktada bulunuşumuzun acaba?