Eğitimin son hali

Çarşamba günü yayımlanan 'Eğitimin dehşet hali' başlıklı yazımda, ilgilileri de gerçekten dehşete düşüren olayın, yani Orta Öğretim...

Çarşamba günü yayımlanan 'Eğitimin dehşet hali' başlıklı yazımda, ilgilileri de gerçekten dehşete düşüren olayın, yani Orta Öğretim Seçme ve Yerleştirme Sınavı'nda 40 bin 500 öğrencinin sıfır almasını söz konusu etmiş, bunun olası nedenleri üstünde durmuştum. Onlar daha çok ilgili uzmanların o olaya dönük açıklamalarıydı. Milli Eğitim Bakanlığı konuyla ilgili araştırmasını sürdürüyor. Yeni nedenler, gerekçeler muhtemelen ortaya çıkacaktır.
Onları beklerken biz sorunu daha geniş bir ölçekte kuşatan ve genel anlamda Türk eğitim sisteminin uluslararası konumunu belirleyen yeni bir araştırmanın sonuçlarına bakalım. Oradaki göstergeler sadece son sınavla ilgili değil genel olarak birçok sorumuza yanıt olacak nitelikte.
Bahçeşehir Üniversitesi'nin Dünya Bankası ve Milli Eğitim Bakanlığı verilerine dayanarak yaptığı araştırmaya ve bunun Milliyet gazetesinde Sibel Kahraman (hiçbir akrabalık bağımın olmadığını belirteyim) imzasıyla yayımlanan sonuçlarına göre Türkiye, kamu eğitim harcamasının milli gelire oranı bakımından Avrupa'nın en geride kalmış ülkesi. Bu oran bizde yüzde 2.2, ABD'de yüzde 5.3.
Türkiye'de üniversite mezunlarının yetişkin nüfusa oranı yüzde 6. Bu da gene Avrupa'nın en düşüğü.
AB'de bu oran yüzde 12.
Bilgi çağı dediğimiz 21. yüzyılın belki de tek vazgeçilemezi olan, olacak bilgisayar bakımından da Türkiye acınacak bir durumda. Bilgisayarsız okul oranı Türkiye'de yüzde 93. Bu oran ABD'de yüzde 1, İsviçre'de yüzde 2, Japonya'da yüzde 5, Almanya'da yüzde 17.
Gene bilgisayar kullanımını belirleyen bir başka gösterge daha var. Buna göre her 1000 kişiye Finlandiya'da 354, İsveç'te 353, Danimarka'da 349 bilgisayar düşüyor. Bu oran İngiltere'de 283 (ki, iktidarda bulunan İşçi Partisi'nin en önemli iddialarından birisiydi; şimdi en büyük başarılarından birisi kabul ediliyor), Fransa'da 234, Almanya'da 231. Japonya 228 bilgisayarla onların gerisinde. Bize daha yakın olan Akdeniz ülkelerinden İtalya'da 158, İspanya'da 127 bilgisyar düşüyor her 1000 kişiye. Toplam 15 ülkenin ortalaması 215 olan AB'nin bu konudaki en geri kalmış ülkesi Yunanistan'da sayı 73.
Türkiye'de ise her 1000 kişiye sadece 20 bilgisayar bulunuyor.
İnternet bağlantısı açısından da bir mukayese gerekirse AB'de ortalama 1000 kişiye 11 bağlantı düşerken Türkiye'de 1 bağlantı mevcut.
İki gösterge daha vereyim.
Bizim eğitimde en büyük hırslarımızdan birisi herkesin 'fen-matematik' eğitimi almasıdır. Oysa fen bilimi mezunlarının yetişkin nüfusa oranı bakımından Türkiye AB ortalamasının ancak yarısına erişebilmiş durumda.
İkinci gösterge araştırmageliştirme harcaması. Bu konuda en gerideki ülkeyiz. (Önceki gün benimle konuşurken profesör Tosun Terzioğlu bu konuda Türkiye'nin son yıllarda atılım yaptığını belirtti.) Türkiye'de işgücü içinde her 10 bin kişiden sadece 1'i işletmelerde araştırmacılık yapıyor. Bu, AB ortalamasında 23, İsveç'te 44, Almanya'da 33 kişi. (AB, geçenlerde yayımladığı bir raporda önümüzdeki 20 yılda 400 bin araştırmacıya ihtiyacı olduğunu belirtiyordu.)
Bütün bunlarla birlikte ele alınca Türkiye'de eğitim hâlâ en ciddi sorun. Mesele bunu kavramakta. Bu kadar genç ve yoğun bir nüfusun eğitilmesi başlı başına bir sorunken eğitime bütçeden ayrılan payın düştüğünü biliyoruz. Bu, herhalde bir toplumun kendisine yapabileceği en büyük kötülük. Bunun böyle olmasının nedeni ise bir başka köklü sorunda yatıyor ki onu, bu konuda yazdığım her yazıyı bağlarken vurguluyorum: eğitimin altyapısını değil sadece ideolojisini konuşmak.
Belki işten kaçmanın en kestirme yolu olduğu için!