Ehliyet/sizlik

Hükümetin kurulmasından, kabinenin oluşturulmasından sonra devam eden sürece bakılırsa hükümet yeni bir tezkereyi Meclis'e sunmayı çok istiyor, ama o adımı atacak cesareti içinde bulamıyor.

Hükümetin kurulmasından, kabinenin oluşturulmasından sonra devam eden sürece bakılırsa hükümet yeni bir tezkereyi Meclis'e sunmayı çok istiyor, ama o adımı atacak cesareti içinde bulamıyor. Meclis Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Mehmet Dülger'in, dün televizyonda Murat Yetkin ve Mete Belovacıklı'ya yaptığı açıklamalar bu tedirginliğin nedenlerini veciz bir biçimde ortaya koyuyordu. Dülger'e göre yeni tezkere ancak şu şartlarda oy alabilirdi: 1. Tezkere eski içerikle gelemez. 2. ABD'yle varılmış uzlaşmanın içeriği mutlaka açıklanmalıdır. ('İskenderun'un durumu rahatsızlık verici' olduğunu başkan dikkatle vurguladı.)
Bu anlamda, ABD askerinin durumu, sayısı, süresi ve Irak'la ilgili nasıl bir tasarımın yapıldığı bilinmelidir. 3. Bunların bilinmesi, bildirilmesi yetmez, Meclis ikna olmalıdır.
Bu üç maddenin hayati derecede önemli olduğunu belirtiyordu Dülger, çünkü, bugün atacağımız adım, bundan sonraki 50 yılımızı şartlandıracaktır.
Bütün bunların gösterdiği bazı sonuçlar üstünde durmak gerekiyor. Çünkü, şimdi, hükümetin ABD'ye karşı yürüttüğü politka/sızlık kimi çevreler tarafından savaş karşıtlarına mal ediliyor. Onlara verilecek cevaplar ve
bugünkü durumun gerçek yüzü şudur.
1. Savaşa kategorik olarak karşı çıkmak yanlış değil doğrudur. Bu, her şeyin başlangıç noktasını teşkil eder. ABD'nin bugün Irak'a karşı sürdürdüğü politika, başlangıç öncülleri itibarıyla yanlıştır. Bir yanlıştan doğru çıkamaz.
2. Bu anlayış, bir ülkenin dış politikasında gerekli adımları gerektiği zaman ve şekilde atmasını engellemez. Türkiye'nin sorunu savaşa kategorik karşıtlığı değildir. Tersine en büyük sorunumuz ABD'ye karşı bilinmeyen fakat sadece tahmin edilen nedenlerden ötürü angaje olmaktır. O angajmanın ne olduğunu, nereye varacağını o günkü iktidar, hükümet asla hesap edemedi. Sadece işin basit ekonomik yanları üstünde durdu. Dolayısıyla Kuzey Irak'ta nelerin olacağı, Kürt devleti meselesinin nereye varacağını düşünmedi. Bunlar, ancak şimdi farkına varılan hususlar. İşin tam da böyle cereyan ettiği bu köşede çok yazıldı. Onun önemi yoksa bugün
bizzat Meclis Dış İlişkiler Komisyonu, hükümetin bu işin ciddiyetini yeni algıladığını söylüyor. Onun da bir önemi yok mu?
3. Bugün ABD'yle sürdürülen ilişki daha önce sürdürülmeliydi. Ama, bu şekilde, kaçarak, gizlenerek, oyalayarak değil. Açıkça tartışarak ve meşru hakları koruyarak. Bu da bir ucuz pazarlık değildir. Eşit bir taraf olmaktır. Yoksa, tehditle, korkutmayla işin daha fazla bir yere varamayacağını, bunun iki taraf için de geçersiz olduğunu bugünkü hükümet anlamalı ve anlatmalı.
4. Bu işlerdeki en büyük sorun dış politikayı bu sürecin başından beri sürdürenlerin ehliyetsizliğidir. Ehliyetsizlik de baştan beri değindiğim hususlardaki basiretsizlik ve daha önce ortaya çıktığı gibi hükümetin sonunu bilmediği bir işe, kendi için de meçhul ve karanlık olan birçok kör noktaya rağmen girmeye çalışması, Meclis'i de aynı yola sürüklemek istemesiydi. O bulut şimdi dağılıyor. O nedenle savaş düzeneğinde
ısrar edenlerin iddiaları da geriliyor.
5. Son nokta Saddam ve Irak'la ilgili. Bu söylenenlerin hiçbiri, bir diktatörün varlığını onaylama anlamına gelmez. Dünyanın belki de asıl hedefi demokrasiyi olabildiğince egemenleştirmektir. Bu da elbette ve hızla Saddam'ın işbaşından uzaklaştırılmasını gerektirir. Ama bunun savaşsız yolları da var. Olmalı. Dünya onları bulmalı. Uluslararası kamuoyu bu konuda ayağa kalkmalı.
İşlerin nereye gittiğini anlamak için Dülger'in 'Kafe Siyaset' programı mutlaka yeniden izlenmekte sonsuz yarar var. Çünkü, sorun süreçte değil ehliyette.