'Fralmanya' süreci

Fransa-Almanya ortaklığına böyle bir ad takıyorum: Fralmanya!</br>Yakın dönem bu oluşuşum damgasını, izini taşıyacak. Bu açıdan bakınca iki nokta göze çarpıyor.

Fransa-Almanya ortaklığına böyle bir ad takıyorum: Fralmanya!
Yakın dönem bu oluşuşum damgasını, izini taşıyacak. Bu açıdan bakınca iki nokta göze çarpıyor. Çarşamba günkü yazımda da belirttiğim gibi, 1. alınan karar, Avrupa'daki 'güçlü devletler'in ABD'nin politika, yaklaşım ve tek güç olma politikasına karşı bir direnişidir; 2. dünya, Berlin Duvarı sonrasında ikinci önemli doğumunu yapmıştır. Şimdi bunların üstünde düşünelim.
Gerçi Fransa ve Almanya'nın ortak güçlerinin ABD'nin gücünü dengeleyemeyeceği belli; gerçi, Fransa ve Almanya'nın yaklaşımı AB'nin tamamı demek değil ama gene de bu çıkış, Berlin Duvarı sonrasında içine girilen 'tek kutuplu dünya' veya 'yeni dünya düzeni' denilen olgunun artık toplumları sıkmaya başladığını ayan beyan gösteriyor. Bir tür 'jandarma devlet', hatta 'kabadayı devlet' rolüne soyunan ABD'nin bu yaklaşımı, nerede duracağı bilinmeyen bir serseri mayın edası içerdiğinden 'klasik' dünya devlerini ürkütüyor ki, henüz Rusya ve Çin yeteri kadar işin içinde değil. Zaten dikkat edilirse, Fransa ve Almanya'nın direnişi bir 'ilke'ye dönüktür. ABD'nin, 'BM kararı olmadan da ben savaş yaparım, bu bir 'önleyici savaş'tır yaklaşımının uluslararası ilişkileri altüst edecek tarzı bu ülkeleri yerinden uğratmıştır. Söyledikleri açık: Biz, ortada bir BM kararı olmadan tek yanlı yapılan bir savaşın sonucundan etkilenecek devlete ortak NATO savunması vermeyiz.
Neresinden bakılırsa bakılsın bu anlayış doğru bir mantık içeriyor. O nedenle bunun Nato'nun çöküşü olduğunu öne sürmek güç. Ama, bu, NATO veya her şey eskisi gibi yerinde duruyor demek de değil. İşte bu noktada ortaya başka bir şey çıkıyor: Dünya artık 1989 sonrasını aşmak istiyor, yeni bir düzenin olanaklarını arıyor. Burada iş ABD'ye düşer demek gerekli mi, bilmiyorum. Kuşkusuz öyle ama sorun, ABD bildiğini okursa olacaklardır. Dünyanın belki de ABD eliyle bölüneceği bir döneme giriyoruz.
Türkiye'nin, bu noktada, 'kontrpiye'de kaldığı açık. Bazı yorumcularımızın belirttiği gibi, hassas nokta Fransa ve Almanya'nın Türkiye'yi kategorik olarak soyutlaması değil. Bu iki ülke Türkiye'nin belli bir tavrına karşı tepki gösteriyor ve asıl neden yukarıda belirttiğim gibi, ABD'nin tutumu. ABD'ye gösterilen tepkiden onunla aynı çuvala girmiş olan Türkiye de etkilenecektir. Burada, iki ülkenin başkaldırısından hareket ederek, 'Amerikan muhibbi' bazı yorumcularımızın hemen AB'yi daha olmadan ölmüş göstermesinin de bir anlamı bulunmuyor. Ortada hâlâ geçerli bir sistem varsa 'Fralmanya' kararı doğrudur. Evet, AB'nin gücü sınırlıdır ama bütün bunlar onların dışında değerlendirilmelidir. Bu kriz nasıl biter bilmiyoruz, ama Türkiye bağlamında beliren iki husus var: bu ülkenin stratejik önemi artık saklanamaz derecede büyümüşse de sadece ABD eksenli bir politika gene bu ülkenin AB'yle olan ilişkisini bundan böyle epey zora sokacaktır.
Not: Perşembe günü Kültür-Sanat sayfasında yayımlanan yazımda Sartre'ın Gene hakkında yazdığı kitaptan söz ederken iki yerde adını Sade diye yazmışım. Sonra düzeltmişim. Hatayı niye yaptığım da belli: Sartre'dan hemen önce Sade'ı anlatıyordum. Fakat insanın şunca yıldır dersinde bile okuttuğu kitabın yazarını iki kere yanlış yazması, sonra 'tashih' için okurken de fark etmemesi, geçenlerde benzer bir hatayı tartışanların söylediği gibi galiba 'Freud sürçmesi' değil, 'lapsus' ama 'lapsus calemi' mi (kalem hatası) 'lapsus linguae' mi orasını bilmem. Hem okurlardan hem Sartre'dan özürler dilerim. Sade bu hatadan hoşlanır mıydı, bir şey söyleyemeyeceğim...