Hatırla ey tarih, unutma ey sol

Birçok gazeteyi ama en çok da sol eğilimli olanları, solda olanları açtığımda karşıma sık sık çıkan bir ilan türü var.

Birçok gazeteyi ama en çok da sol eğilimli olanları, solda olanları açtığımda karşıma sık sık çıkan bir ilan türü var. Birisinin adı anılıyor, biraz eskimiş, belli ki çok zaman önce çekilmiş bir fotoğrafı oluyor, bazen 'Unutmadık' türünden basit, kısa bir sözcük yer alıyor. Bazen birkaç sözcükten oluşan daha uzunca bir cümle görülüyor. Ama onlar da aynı anlama gelen şeyler: belki kişiyi anlatmaya çalışan, belki de 'Onurlu mücadeleni yaşatıyoruz' türünden bir duyuru. Sonra altındaki tarihe bakıyorum. Genellikle 1950'lerde doğmuş 1970'lerin sonunda ölmüş kişiler bunlar.
Bu fotoğrafların benim için özel bir anlamı var. Bu üslubu ve bilhassa bu tarihi çok iyi biliyorum. Hatırlamaktan öte, biliyorum o yılları. Ve hemen anlıyorum ki, o kişi, 1970'lerde devam eden iç savaşta ölmüştür. Sonra, o an düşünmesem bile, gene biliyorum ki, (bunu derginin ya da gazetenin eğiliminden, siyasal tavrından da çıkarıyorum, doğal olarak) o kargaşada bu kişi, muhtemelen vurulmuştur, öldürülmüştür 'karşı taraf'ca. Polis işkencesinde 'yitmiş' de olabilir. Ölüm tarihi 1980 ve hemen sonrasında olanlar da var. Onları da 12 Eylül darbesiyle gelen bir ölümün yok ettiğini anlıyorum.
Bütün bunlar benim kişisel yaşantımdan, o tarihi yaşamış olmamdan kaynaklanan sonuçlar. 12 Eylül öncesinin ve sonrasının koşullarını yaşadım. O yılların getirdiği ölümlere, kıyımlara yakından tanık oldum. Son zamanlarda çok tekrarlanan toplumsal unutkanlık, daha doğrusu 'hatırlamama' olgusunun artık büyük bir toplum kesimi için o yılların izini sildiğini biliyorum. Ayrıca, andığım yıllar hiçbir metinde 'iç savaş' olarak anılmıyor. Oysa, Maraş'ı, Çorum'u da işin içine kattığımız zaman bu ülkede gelişmesine, büyümesine göz yumulmuş bir iç savaş olmadığına nasıl inanılabilir?
İlginç olan kaç şey var bütün bu muhakemeden çıkarsanabilecek? Aradan bu kadar zaman geçti ve ben bir tek 'sağ', daha doğrusu 'milliyetçi' mecrada benzeri bir ilanla karşılaşmadım. Bu, üstünde düşünülecek bir sorun. Anımsamıyorlar mı, saklıyorlar mı, yoksa benim asıl inandığım şeyi, yani o yıllarda gerçek anlamda 'öldürülenlerin' tümünün soldan olduğunu mu kanıtlıyorlar bu tutumlarıyla? Onlardan kimse ölmedi demiyorum; ama, hareketi yapanlarla ona maruz kalanlar arasında, gerçek manada mağdur olanlarla diğerleri arasında herhalde bir fark vardır ve bugünkü durum onun bir yansıması.
Geçenlerde, 1 Mayıs'la ilgili yazılar basına yansıdığında, gene geçenlerde Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının akıbeti yeniden gündeme geldiğinde düşünmeye başladım bunları.
Yukarıda andığım, ne yazık ki, biraz da kaçınılmaz olarak, tümü birbirine benzeyen ilanlar, bugün onlarla karşılaşan, ne bileyim, 1985 doğumlu bir üniversite öğrencisine bir şey ifade ediyor mu? Yoksa, bu sadece bir kuşağın bellek tazelemesi mi, acısını diri tutmak istemesinin bir sonucu mu? Sonra, şimdi git gide popüler kültürün içinde eriyen, dönüşen ve kısa bir süre sonra tıpkı Che gibi ortalıkta dolaşmaya başlayacak olan Deniz Gezmiş ve arkadaşlarıyla birlikte idam edilmesi, bana kalırsa hiçbir hakkaniyet ölçüsüne sığmayan bir karar ve sadece 1960'ın intikamını almak isteyen ilkel bir içgüdünün zorlamasıydı. Nihayet Erbil Tuşalp'in Birgün gazetesinde yazdığı (7.5.2005) o çok güzel ve önemli yazıyla hatırlattığı, hâlâ ne olduğu 'meçhul' (ama değil, işte) 1 Mayıs 1977 katliamı. O gün öldürülenlerin, tıpkı Kanlı Pazar'da olduğu gibi faili meçhul kalması.
O zaman anlaşılıyor, niye birilerinin ölülerini sürekli andığı: ölüm unutulmaz ama haksızlığın getirdiği ölüm hiç! Onu da sadece sol yaşadı bu ülkede.