Hazırlık öğrenimi öğrenim hazırlığı

Mehmet Yılmaz geçen gün Milliyet'teki köşesinde liseyi bitirip üniversiteye başlamış gençlerin yazım kurallarından habersiz olduğunu, temel araştırma kaynaklarını bilmediğini, klasikleri okumadığını ortaya çıkaran bir araştırmadan söz ediyordu.

Mehmet Yılmaz geçen gün Milliyet'teki köşesinde liseyi bitirip üniversiteye başlamış gençlerin yazım kurallarından habersiz olduğunu, temel araştırma kaynaklarını bilmediğini, klasikleri okumadığını ortaya çıkaran bir araştırmadan söz ediyordu.
Birkaç zamandır ben de bu konunun üstünde durduğumdan Yılmaz'ın yazısını okuyunca işin başka bir yanını ele almak istedim. O da Türkiye'deki
'hazırlık okulu' kavramı. Bu bağlamda içinde bulunduğum Sabancı Üniversitesi'nin, kuruluşunda görev aldığım 'Temel Geliştirme Progamı'nı bir örnek olarak vermek istiyorum.
Önce şu saptamayı yapalım. Türkiye'de lise eğitimi bitmiştir. Lise öğrenciye bir bilgi, kültür ve beceri kazandırma süreci olmaktan çıkalı nicedir. Lise eğitiminin öğrencinin yeteneğiyle buluşması ise hiç söz konusu değil. Öte yandan üniversite bir meslek yüksekokulu gibi algılanıyor ve lise buraya adam 'taşıma'nın bir aracı olarak görülüyor.
Bu şartlar bir yandan bastırırken öte yandan da eğitimin niceliksel yanı her şeyin üstünü örtüyor ve sonuç olarak 'test' anlayışı eğitimin sınırlarını belirliyor. Klasik ezbercilik anlayışımızla iç içe olan eleştirel düşünme eksiğimiz öğrencinin okuma, sentez yapıp özgün düşünce geliştirme ve bunu bir araştırmayla destekleyerek yazıya dökme olanağını elinden alıyor. Üniversite öğrencisi bu yetersizlikle mezun oluyor.
Batı'da eğitim daha başlangıçta bizdekinden farklı temeller üstünde yükseliyor. Üniversite sürece son şeklini veriyor, Hele Anglosakson üniversitelerinde 'ders kitabı izleme' değil de seçilmiş özgün metinlere dayalı olarak ders işleme söz konusu olduğundan öğrenci bu kulvara ister istemez giriyor.
Türkiye'de bu eksikler bir hazırlık yılında giderilebilir. Oysa hazırlık okulu kavramı sadece yabancı dille eğitim yapan üniversitelerde geçerli. Orada da öğrenciye bir tek İngilizce öğretiliyor. Bu, çok denenmiş ve sonuç alınmamış bir yöntem olduğundan Sabancı Üniversitesi tasarlanırken bambaşka bir anlayış ve yöntem izlendi.
Türkçesi yetersiz öğrenciye yeterli bir İngilizce öğretilmesi olanaksızdı. O nedenle Türkçe eğitimiyle İngilizce eğitimi iç içe geçirildi. Öğrencilerin bunu sözel, sayısal ve iletişimsel melekelerini geliştirerek yapması ilke olarak benimsendi. İngilizce eğitimiyse kuru bir eğitim olmaktan çıkarıldı, içinde yaşanan dünyanın ve günün sorunları etrafında biçimlendirildi. Bunun sonucunda öğrenciler araştırma yaparak, yazarak, çözümleyerek eğitim almaya başladılar.
O arada Türkçe derslerinde her hafta bir roman okuyarak ve onun üstünde tartışarak kendilerini yazılı ve sözlü olarak özgürce ve özgün bir biçimde ifade etme olanağına kavuştular. Temel Geliştirme Programı'nı bitiren öğrenciler, rektörün hoş ifadesiyle 'okuma yazmayı söker' oldular. O arada katıldıkları Toplumsal Duyarlılık Projesi ile hem bir toplumsal sorunu keşfetmeyi ve onu çözmek için bir adım atmayı hem de onun yöntemlerini bulmayı öğrenip pekiştirdiler. Birinci sınıfta okutulan ve herkesin ortak aldığı Üniversite Dersleri ise bu yöntemleri ve ilkeleri ileri noktasına taşıdı, taşıyor.
Bütün bunlar klasik lise eğitiminin boşluklarını doldurmayı ve öğrencilere üniversiter bir formasyon kazandırmayı amaçlıyor. Bu olmadan olmaz.
Türkiye'nin en önemli sorunu kendi gerçeğini ayrımsamamak. Gerçekler karşısında gözlerini kapamak. Bu, en çok eğitim dünyamız için geçerli. O nedenle eğitim YÖK tartışmasına sıkıştırılmayıp bu türden altyapı sorunlarıyla bütünleştirilmeli. Yoksa... Galiba yoksası yok!