Hiç gerek yok komplekse

Önce şu saptamayı yapmak gerek: Yeryüzünde hiçbir ülke bir başka ülkeyle ortada neden yokken bozuşmaz. Ters düşmek, mutlaka bir iletişimsizlik, bir uzlaşamama, zorunlu bir kopmadır. Bazen uzlaşmazlık da bir politika nedeni olabilir.

Önce şu saptamayı yapmak gerek: Yeryüzünde hiçbir ülke bir başka ülkeyle ortada neden yokken bozuşmaz. Ters düşmek, mutlaka bir iletişimsizlik, bir uzlaşamama, zorunlu bir kopmadır. Bazen uzlaşmazlık da bir politika nedeni olabilir. O zaman gizli bir neden aramak gerekir. Bu nedensiz düşmanlıklar, emperyalist yaklaşımların en önemli göstergelerinden birisidir ve onun adına da Türkçede 'bahane' denir. Türkiye'nin ABD ve AB'yle bozuşmasının da bu anlamda hiçbir nedeni yok. Türkiye'nin geniş erimli çıkarlarının bu iki kutupla akıllı, dengeli ve karşılıklı etkileşime dayalı bir ilişkide yattığı kesin. O nedenle ne ABD'yle ne de AB'yle sürdürülen ilişkileri bilinçli olarak, kasıtlı olarak bozmak gibi bir yaklaşım söz konusu bile edilemez. Ama öyle bir noktaya gelindi. Her iki odakla da ilişkilerimiz tamir edilmeye muhtaç.
Bu durumun ortaya çıkmasında Türkiye'deki yönetimlerin iş bilmez oluşu başrolü oynadı, baştan beri. Yetersiz, ufuksuz, çapsız yaklaşımlar, ucuz ve kolay yollardan çıkar sağlamaya yönelik kör politikalar işi bu noktaya getirdi. Türkiye, baştan beri AB'den alacağı bir kalıcı yanıt uğruna ABD'ye karşı açık çekler verdi, yerine getiremeyeceği taahhütlerde bulundu. Sonunda da tarihin mantığı bir biçimde işleyip, o mesnetsiz politikayı ortadan kaldırdı. Taşlar yerine oturmaya, i'lerin noktaları konmaya başladı. Şimdi, hiç komplekse kapılmadan, 'eyvah' diye yakınmadan, birçok kesim ve kişinin yaptığı gibi 'İmkânlar kaçtı, kayboldu, ne yapacağız' diye dövünmeden, oturup salim kafayla bir hesap yapma zamanı. Bunun için de bir noktayı çok iyi tahlil etmeli. O da şu...
Türkiye'yle ABD arasındaki ilişkinin bu noktaya gelmesine, Meclis'in birinci tezkereyi reddedişi sebep oldu. Fakat acaba o tezkere geçseydi işler doğru yönde mi ilerliyor olacaktı? Hayır! Çünkü, o tezkere, TürkiyeABD ve Irak ilişkilerinde zaten sakat bir mantığa yaslanıyordu. ABD, Irak'a Türkiye üstünden başta 130-140.000 asker sokmak istiyordu. Zor şer, bu rakam 30-40.000'e indirildi. İkincisi, Türkiye, sıcak savaşa girmek istemediğini bildirmesine rağmen aradaki boşluğu Türkiye'nin doldurması talep edildi. Üçüncüsü, ABD, bölgedeki Kürt unsurları son bir yıldır en ağır ve ileri silahlarla donatmış, onlara teknik yardımda bulunmuştu. Kendi güvenliği altında Kürt unsurların güçlenmesine ve rahatlamasına çalışmıştı. Belgeleri yayımlanmasına rağmen bunu yalanlama yoluna gitmişti. Bu silahların ne zaman, nasıl toplanacağı konusunda sorulan sorulara ise doyurucu yanıtlar vermekten kaçınmıştı. Buna rağmen, birinci tezkerede kendisine 'tam destek' verilmesini istemişti.
Bütün bu olgular alt alta konulunca Türkiye'yle ABD arasındaki ilişkinin, tezkere Meclis'ten geçse bile ne kadar yanlış ve sakat bir noktada billurlaşacağını gösteriyor. Türkiye, verdiği gereksiz sözler ve yaptığı sayısız yanlış hesap nedeniyle o tezkere aracılığıyla istemediği, bilmediği bir bataklığa çekilmiş olacaktı. Savaştan sonra kurulacak Irak masasında yer almak türünden yaklaşımların da bütün bunlara bakınca hiçbir anlamı yok.
O masanın neyi tartışacağı belirsiz.
Asıl mesele bundan sonra nelerin yaşanacağı.
Hiç komplekse kapılmaya gerek yok. Türkiye, sağduyunun, stratejik dengelerin gerektirdiği adımları atarsa dünya da, ABD de onları kesinkes kabul edecektir. Bu da bizi hem olduğumuzdan daha güçlü hem daha zayıf gösteren, hem günlerce pazarlık yapmamıza hem her şeyi 3-5 milyar dolara bağlamamıza yol açan yaklaşımlardan çıkmanın, kurtulmanın basiretini göstermek demektir.