Hukuksuz hukuk ve 78'liler

Türkiye, hiçbir zaman gerçeğin kendisiyle ilgilenip gerçeği yaşamadı.

Türkiye, hiçbir zaman gerçeğin kendisiyle ilgilenip gerçeği yaşamadı. Moderniteyi, laikliği, yurttaşlığı çok önemli adımlar olarak tarihine geçirdi fakat bunların görüntülerini kendilerinden daha önemli saydı. Hukuk da buraya eklenebilecek bir başka şey.
Bir hukuk devleti olduğunu söyleyen ve hukukun üstünlüğünü benimsediğini iddia eden Türkiye ne yazık ki, asla hukukla gerçek anlamda bir ilişki kurmadı. Hatta diğer alanlarda yaşadığı kısıtlamaları, çıkmaz ve çelişkileri de hukukla olan bu sorununa bağlamak mümkün.
Bu iddiamın çok somut bir kanıtı Celal Başlangıç'ın Radikal'de yayımlanan yazısı (27 Ocak 2003, s. 7).
Başlangıç, 'Dikkat, Peşinizde Fiş Var' başlıklı yazısında 12 Eylül hukukunun nasıl bir hayalet olarak, hatta somut bir biçimde hayatımızı tutsak ettiğini korkunç örnekler vererek anlatıyor. 12 Eylül sonrasındaki uygulamalarla, hakkında bir kez Emniyet soruşturması açılmış ve 'fişlenmiş' insanların, hiçbir mahkûmiyetleri olmasa da, haklarında hüküm verilmesini gerektiren yasalar zamanla değişmiş olsa da, af yasaları çıkarılmış olsa da nasıl hâlâ 'izlendiklerini' bu yazıda örnekleriyle bulmak mümkün. Daha da vahimi, sadece onlar değil, yakınları da aynı şekilde hâlâ fişin gadrine uğruyor.
Bu iç karartıcı ve ürpertici tablo, bu ülkede bir kuşağın, 78 kuşağının neredeyse kaderi. Nitekim, Başlangıç da yazısında bu kuşağın hak arayışını konu ediniyor. 78'liler Vakfı, bu kuşağın antidemokratik bir darbe döneminde gasp edilen haklarını yeniden kazanmak için hükümet nezdinde de yankı bulan bir arayışı sürdürüyor.
Nedir bu hak arayışı?
Vakfın yaptığı şu açıklamayı okumak her şeyi anlamaya yeter: "12 Eylül darbesinden hemen sonra 400 bin kişi, 1980-90 arasında 560 bin kişi gözaltına alınmış, 1 milyon 683 bin kişi fişlenmişti. 29 bin kişiye 'Yurda dön' çağrısı yapılmış, 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarılmıştı. 1990-2002 yılları arasında.. gözaltına alınan 450 bin kişi eklenince fişlenenlerin toplam sayısı 2 milyonun üzerine çıkmaktadır. Her fişlenenin 20 kişilik yakın akraba çevresi olduğu düşünülürse 40 milyon yurttaş fiş tehdidi altındadır."
Sadece bu kadarı bile yeter ama dahası var: "Yüz binlerce kişi (12 Eylül döneminde) işkenceli sorgulamalardan geçti, sonra kendilerini sıkıyönetim mahkemelerinde buldu. Yargılananların tümüne aldıkları ağır mahkûmiyet cezalarına ek olarak TCK'nın 31 ve 33. maddesi uygulandı. Böylece on binlerce 78'li kamu, siyasi ve medeni haklarından, ceza sürelerine eşdeğer miktarda ve ömür boyu yasaklı hale getirildi. Darbeden 23 yıl geçmesine rağmen, kesin olmayan tespitlerimize göre 25 bin kişi hâlâ yasaklıdır."
Bir de şuna bakınız: Avukat Engin Cinmen anlatıyor: "Pek çok kuruluş 11 Eylül saat 04'e kadar yasaldı. O gece TCK'nın 141. maddesine dayanılarak hepsi yasadışı komünist örgüt ilan edildi. Oysa 141. madde her zaman vardı...
12 Eylül döneminde 'mevsimlik gözaltı' vardı. Yani 90 gün gözaltında kalıyordunuz. Ne avukatınızı ne yakınınızı görebiliyordunuz. 1981'in ortalarına kadar üç yıllık ve daha az hapis cezaları temyiz edilemiyordu. Bari temyiz hakkı doğsun diye müvekkilerimizin üç yıldan fazla ceza almasına çalışıyorduk."
Yeter dememek gerekir, çünkü avukat Cinmen, Başlangıç'a şunları da söylüyor: "Dosyada olmayan kanıtlarla insanlar mahkûm ediliyor, 'Haricen bilinen kanıtlarla' denilerek insanlara idam cezası bile veriliyordu."
Evet, fazla söze gerek var mı? Türkiye bir hukuk devleti, ama tam tamına böyle bir hukuk devleti işte! Bu kısıtlamalar, eksikler, ayıplarla bakalım bu toplum daha ne kadar yaşayacak?