Hüseyin Cöntürk için

Adresimi Ankara'da Dost Kitabevi'nden almış. Bir gün çat kapı geldi. Kendisini tanıttı. Doğrusu şaşırıp kaldım.

Adresimi Ankara'da Dost Kitabevi'nden almış. Bir gün çat kapı geldi. Kendisini tanıttı. Doğrusu şaşırıp kaldım. Bazen garip hareketleriyle sokakta yürürken gördüğüm, saçları ensesinden tel tel uzayıp dağılan, bir bez çantayı büktüğü koluna takıp dolaşan, genellikle başı önünde yere bakarak ve epeyce eğilerek yürüyen o adam neredeyse artık efsaneleşmiş eleştirmen Hüseyin Cöntürk karşımda duruyordu. Biraz heyecanlanarak kendisini odama davet ettim. Yazılarımı çok zamandır okuyormuş, merak edip, tanışmak isteyip gelmiş.
Ben o vakitler siyasetle de uğraşıyordum. Ona zaman ayırabileyim diye gelen telefonlara verdiğim hızlı ve kaçamak yanıtları büyük bir sabır ve incelikle dinledi. Sonra sağdan soldan, elbette edebiyattan konuştuk. Yıl büyük bir ihtimalle 1985 veya 1986'dır.
Emekli olduğunu artık yeniden edebiyata döndüğünü söyledi. Ne var ki, yeniden eleştiri yazmak gibi bir hevesi bulunmadığını belirtti. 'Şimdilik' dedi 'arayı kapamaya çalışıyorum. Hızla yeni yazarları okuyorum. Ayrıca yeni yazarlarla tanışıyorum. Gençleri buluyorum, dergilerin yönetim bürolarına uğruyorum. Onlar da beni arıyorlar'. Fakat, heyecanlı olmasına karşın yeniden edebiyata döneceğine, ürünler vereceğine dair bir işaret alamadım.
Daha sonra birkaç kez gelip gitti. Oturup konuşmaktan hoşlanıyordu. Fakat, çok garip, şimdi geriye dönüp düşündüğümde konuşmalarımızdan aklımda kalan bir saptamasını, yorumunu, değerlendirmesini anımsamıyorum.
Hüseyin Cöntürk benim bildiğim kadarıyla son yapıtını 1960'ların ortasında vermişti.
Aradan 40 yıl geçti. Edebiyat ve eleştiri tarihlerindeki yerini koruyor. Türkiye'de nesnel eleştirinin gelişmesinde oynadığı öncü rolü ihmal etmenin olanağı yok. Ayrıca Cöntürk, sadece yazdıklarıyla değil yaptıklarıyla da önemli bir insandı. Yeni çıkan dergileri parasal olarak destekliyor, onlara olabildiğince emek ve katkı veriyordu. Fakat neden edebiyatı bırakmıştı doğrusu bu sorunun yanıtını bilmiyorum. İşin ilginç yanı bunu ona sormuş olmalıyım, ama işte kafamda verdiği bir yanıt yok. Bu beni şaşırtıyor ve o zaman düşünüyorum...
Cöntürk'ü edebiyat eyleminden bunca uzaklaştıran acaba eleştirinin Türkiye'deki yazgısı mıydı? Muhtemelen budur. 1960'ların canlı
edebiyat ve kültür ortamına iki önemli dergiyle katılan Cöntürk, üstelik de eleştirmen olarak yeri kabul edilmesine rağmen daha sonra eyleminden vazgeçmişse arkasında bir kırgınlık olmalı. O da Türkiye'nin düşünceye, eleştirel okumaya gösterdiği tahammülle ilgili bir şey.
Cöntürk, eleştiride Anglosakson yöntemi benimsemişti. Yapıtı ele alış biçimi eleştirilmedi değil. O yıllar toplumbilimsel yaklaşımların, sert Marksist algılama ve yorumların dorukta olduğu dönemdi. Cöntürk onların dışında kalmaya özen gösterip yapıtı salt kendisiyle ve diğer bazı kültürel verilerle birlikte kuşatmaya çalışıyordu. Bu, genel kültür ve sanat tarihi bilgisi eksikliğini belki de en önemli gerçeği olarak yaşayan, farklı okuma yöntemlerine (ki, en genel anlamda eleştirel kuram budur) açık olmayan bir toplumda ciddi bir 'sorun'du. İkincisi, Cöntürk, Ataç'ın öznel yaklaşımını ötelemek isteyen bir tutum içindeydi. Kendisi de bir septik ve rasyonalist olmasına rağmen Ataç'ın yerleşik tarzına karşın Cöntürk'ün somut veriye dayalı yöntemi egemen anlayışı zorluyordu. Doğru idi ama kitleselleşmesi güçtü. Sebebi ne olursa olsun öylesi bir modelin daha 1950'lerde yoklanması fakat bugün bile yetersiz kalışı hem Cöntürk'ün başarısını hem bizim zayıflığımızı gösteriyor.
Şimdi Cöntürk de öldü. Ankara galiba benden gitgide uzaklaşıyor.