İç siyaset kirliliği ve CHP başkanlığı

Şu gerçeği dikkatle izlemek gerek...</br>Son seçimlerde birileri Deniz Baykal'ın yanında yer aldı. Onunla kol kola girdi, el ele tutuştu ve seçim otobüslerinin üstüne çıktı.

Şu gerçeği dikkatle izlemek gerek...
Son seçimlerde birileri Deniz Baykal'ın yanında yer aldı. Onunla kol kola girdi, el ele tutuştu ve seçim otobüslerinin üstüne çıktı. Ardından Deniz Baykal'ın genel başkan olarak desteğini almak suretiyle o partide yapılan kurultayla işbaşına geldi. Bir süre sonra anlaşamadı, ayrıldı. Fakat, hepsinden daha önemlisi o kurultayların birisinde bugün karşı çıktığı, işbaşına gelirse ilk yapacağı işin değiştirmek olacağını söylediği, hatta sırf bu yüzden genel başkan seçilmek istediğini belirttiği tüzüğe kabul oyu verdi, evet dedi.
Bu kişinin adının mesela Kemal Derviş veya şu veya bu olması bir şeyi değiştirmez.
O zaman da bu tüzüğe karşı çıkan ve mücadele edenler vardı bugün de. Karşı çıkanlar 'mağlup' sayıldı. Bu da ahlaklı(!)
bir tutum olarak görüldü.
Burada üstünde durulması gereken şey ortada dolaşan siyasal kültür. Ne yazık ki, Türkiye'de yukarıda anlattığım mekanizmanın dışında kalarak bir partinin üst düzeyinde siyaset yapan insan sayısı çok az. O nedenle de Türkiye'deki siyaset öncelikle bir meşruiyet sorunu olarak kendisini gösteriyor. Kendi içinde meşruiyeti tartışmalı adımların atılmasından sonra ortaya çıkan bugünkü görüntü bir yandan siyasete karşı toplumsal tepki doğuruyor bir yandan da toplumun siyasetten soğumasına yol açıyor. Çok ağır bir şey bu. Çünkü, siyaset tam da bu nedenle, Türkiye'nin 1990'lar boyunca yaşadığı büyük meşruiyet krizinin bir parçasını meydana getiriyor. İnsanlar, banka soygunları, hortumculuk, rüşvet ve diğer siyasal temelli kirlenmeyle siyasetin kirlenmesini bir tutuyor.
Buradaki dramatik nokta dünyanın her yerinde sol partilerin bu türden kirlenmelere karşı direnme odakları olmasına rağmen Türkiye'de merkez sol siyasetin özellikle 'siyaset içi kirlenme' diye tanımlayabileceğim bu tarz olumsuz modellerle iç içe geçmesi. Düşününüz, 1980'li yılların ortasından
bu yana merkez solun en büyük partileri, önce SHP sonra CHP bu sorunlarla boğuştu. Sorun parti içi demokrasi olduğu sürece DSP de aynı hastalıkla yaralıydı. Hatta, ona bir parti demenin olanağı bile yoktu. Gene, eğer merkez sol partiler, sadece kendi iç sorunlarıyla boğuşan ve toplumdan kopmuş parti görüntüsü veriyorsa o da yukarıda değindiğim ilkesizlik ve tutarsızlık krizlerinden kaynaklanan bir sonuç. Nasıl büyük siyaset devletle özdeşleşerek ve devlete teslim olarak yapılıyorsa, yani siyasetin asal anlamı olan muhalefet orada söz konusu değilse aynı şekilde 'parti içi devlet' söz konusu olduğunda da değil. Halk o zaman bu 'sol' siyaseti ne yapsın?
Baykal, bu kurultayın genel başkan seçmeden fazla anlam taşıdığını söylüyor.
Bir dürüstlük sınaması olduğunu belirtiyor. Güzel, ama yukarıda andığım ilke/sizlik sorunu, Mustafa Sarıgül'ü kolundan tutup iktidara taşıyan sonra kendi iktidarına karşı çıktığını görünce onu 'halka' şikâyet eden Deniz Baykal için de misli misli geçerli.
Bütün bunlar sol siyasetin pazartesi günkü yazımda değindiğimin ötesinde ikinci büyük sorunu ve onun 'patronaj' ilişkilerinin dışına çıkamadığını vurgulayan çarpıcı örnekler. Siyasetin yenilenmesine öncelikle buradan başlamak gerek. Bu da öncelikle 'siyasetin' yukarıda belirttiğim gerçek anlamıyla benimsenmesinden ve özellikle sınıf temelli bir ideolojik pratik diye görülmesinden geçer. Sadece bir yönetsellik, teknisyenlik ve taktisyenlik diye görülen siyaseti ama özellikle de solu buradan daha ileriye götürecek ne yer ne de yol var! CHP yenileşmesi derken önce bunu düşünmeli. Çünkü, ahlak soyut ve öznel değil, somut, nesnel ve ideolojiktir.