İhaleleri ihale etmek

Elbette Irak sorunu, sorunların en büyüğü. İhmal edilmesi olanaksız çok boyutlu bu sorun, siyasetin gündemini de hükümetin ellerini de kilitlemiş durumda.

Elbette Irak sorunu, sorunların en büyüğü. İhmal edilmesi olanaksız çok boyutlu bu sorun, siyasetin gündemini de hükümetin ellerini de kilitlemiş durumda. Yeni işbaşına gelmiş, öncesinde de kendisine göre de birçok iddiada bulunmuş bir hükümet için bunu şanssızlık saymamak imkânsız. Buna bir de ortaya çıkan koşullar karşısında esnek davranmaya, uyum sağlamaya olanak veren bir deneyim eksikliğini ve acemiliği koyunca işler daha da karışıyor. Bu karışıklıkta Türkiye'nin çok önemli sorunları ihmal ediliyor.
O önemli soruları daha uzağa gitmeden iki noktada toplamak mümkün. Bunların bir bölümünü demokratikleşmeyle ilgili yasalar oluşturuyor. 'Uyum yasaları' da denebilecek bu yasaların uygulama evresine gelmesiyle Türkiye'nin birçok alanda farkında olmadan önemli değişimler yaşayacağı besbelli. İkinci grubu ise ekonomik yapının yeniden düzenlenmesine dönük önlem ve girişimler oluşturuyor. Onlar da Türkiye'de devletle ekonomik yapı arasındaki rant ilişkisinin kırılmasını, ekonomik aklın eksiksiz uygulanmasını sağlayacak.
Aslında her iki alana dönük adımların bir bölümü 2002 yılı ağustos ayında atıldı. İş, şimdi geride kalan temizliği yapmakta. Onların başında da hükümetin bir türlü toparlayıp tamamlamadığı İhale Yasası geliyor.
Bu yasanın gecikmesi, yasa bir yana, ihale mevzuatının her yönüyle yepyeni bir çerçeve içine oturulması, Türkiye için en az doğrudan demokratikleşme yasaları kadar önemli. Çünkü, ihale denilen ve artık iyice yozlaştırılmış bu olgu bizdeki devlet-siyaset-güç odakları arasındaki kirli ilişkinin çimentosunu oluşturuyor. Bizde siyaset devletin elindeki rant olanaklarına el koyarak kullanmak olduğundan ihale bu anlayışın mekanizmasını meydana getiriyor. Devlet belli bir nesnellik ölçütünün uygulanmasını denetlemek dışında bu sürece müdahale etme olanağından mahrum bırakılmadıkça da çark dönmeye devam edecek.
'Bunun dışına çıkılabilir mi ya da bu zinciri koparmanın, kırmanın önkoşulu nedir' türünden soruların yanıtını hemen vermek güç. 'Bir iktidar kendisine kadar gelen düzeni, hele kendi aleyhine de olacaksa niye değiştirmek istesin' türünden bir sorunun akıllara çengellenmesini önlemek de çok zor. Bunu sağlayacak iki mekanizma var: birincisi, IMF ve Dünya Bankası bunu zorunlu kılıyor. Buraya AB süreci de eklenebilir. İkincisi, kendisinde orta ve uzun vadede iktidar şansı gören her siyasi örgüt bu girişimde bulunabilir. Çünkü, ihale meselesinin rasyonelleştirilmesi ekonomik verimliliğin ve gücün bir gereği. Sorun sadece bir ahlak ve siyaset sorgulamasının çok ötesinde. Bugün neredeyse bütün dünyada ihale süreçlerini daha verimli ve işlevsel hale getirmenin kuramsal yolları araştırılıyor.
Oysa Türkiye'nin ne kadar vahim bir durumda olduğu 'Yapı' dergisinin son sayısındaki bir haberde anlatılıyor. Ülkede, ihalesi yapılmış ancak ödeneği olmayan 4 bin 500'e yakın proje olduğu söyleniyor. Bu stokun maliyeti 70 milyar dolar. Ödeneksizlikten projeler 15-20 yılda bitiriliyor.
Astar, yüzüyle mukayese edilemeyecek kadar pahalı hale geliyor. Proje tamamlandığında teknoloji olarak da, işlev olarak da, maliyet olarak da anlamını, ussallığını yitiriyor.
Bu duruma bir çare bulmak gerekir. Bunun yolu her şeyden önce gerçekçi bir planlamadır. Kapitalizmin koşullarını eksiksiz uygulamaktır. Üstelik bu mantık sadece piyasa ekonomisi için değil ussal bir devletçi anlayış için de geçerlidir. Türkiye yaklaşık 100 yıldır bu noktaya bir türlü gelemedi. Artık yapılması gereken ihale işini akla havale ve akılcılığa ihale etmektir.