Irak'ta son durak

Irak'a asker göndermek konusu öteki meselelerden çok daha yakın ve yakıcı bir biçimde kapının eşiğinde duruyor ve bu tartışmada hükümet büsbütün...

Irak'a asker göndermek konusu öteki meselelerden çok daha yakın ve yakıcı bir biçimde kapının eşiğinde duruyor ve bu tartışmada hükümet büsbütün Amerikan talepleri yanlısı bir tutum içine girmişken şu birkaç nokta cevap bekliyor:
1. Irak'ta bulunan Amerikan birliklerinin başındaki generalin yaptığı açıklama aylardır bu köşede yazdığımız ve vurguladığımız bir gerçeğin son kez dile getirilişinden başka bir şey değil. Ama bu açıklama çok daha vahim bulgular ve saptamalar içeriyor. Diyor ki, söz konusu yetkili a) direniş giderek yayılıyor; b) şiddeti artıyor; c) örgütleniyor.
Bu şartlar altında, Amerikalı general adeta yalvararak bir an önce diğer ülke askerlerinin bölgeye iletilmesini, orada güvenlik işinde kullanılmalarını istiyor. Yani, açıkçası, artık biz ölmeyelim, onlar ölsün demeye getiriyor. Gene bu arada ortaya çıkan diğer iç değerlendirmelerden biliyoruz ki, Irak'ta direnişin içinde bulunan yetkililer, gelecek diğer ülke askerlerinin bu oluşumu ortadan kaldırmaya yetmeyeceğini, buna izin vermeyeceklerini ısrarla tekrarlıyor. Müslüman ülkeler bu konuda bir istisna oluşturmayacak. Çünkü, a) süreç Amerika'nın denetiminde işleyecek; b) içinde bulunulan durumun en belirgin özelliği 'işgal'. Bir ülke, topraklarının işgaline daha fazla izin vermek istemiyor. Hele o ülkede iç sorunlar, etnik çatışmalar, inanç farklılıkları bu derece yoğunsa sorunun boyutları daha derin demektir. Kısacası, neresinden bakılırsa bakılsın Irak'a gidecek Türk birlikleri, kimse kuşku duymasın ki, ateşin içine atılıyor. Bu arada Amerikalı general, 'Türklerin duracağı yeri kabiliyetleri belirleyecek' derken, tıpkı Kore Savaşı'nda bütün tepelerin Türk birliklerine aldırılması gibi bu defa da ateş hattının ortasına Türklerin atılacağını kuşkuya yer bırakmaksızın belirtiyor.
2. Türkiye'nin bu noktaya gelişinin en önemli nedeni PKK/KADEK korkusu. Yabana atılacak bir şey olmadığı malum bu olgunun. Bu korkunun altında yatan çeşitli nedenler var. Ne var ki, işin ilgi çeken yanı, kısa bir süre öncesine kadar PKK/KADEK konusunda direnen Amerika'nın ansızın bu konuda öne sürülen peyi kabul etmesi. Bu, işgalci devletin ne kadar çaresiz kaldığını gösteren çok önemli bir husus. Yakın bir tarihe kadar Türkiye'ye 'olmaz' diyerek gözdağı veren Amerika ansızın bu konudaki teklifi kabul ediyorsa bir çıkmazın içinde bulunuyor demektir. Ama bu aynı zamanda şu anlama da geliyor: ABD, PKK/KADEK'in ve Kuzey'deki oluşumların içindedir. Bu kartları Türkiye'yi etkileyecek biçimde kullanmakta ve oynamaktadır. (Bu, yeni bir şey değil: PKK'nın 'bitirilmesi'nde de ABD'nin oynadığı rol biliniyor.)
3. Türkiye, Irak'a asker göndermek konusunu 8.5 milyar dolara bağladı. Bu işin bedeli bu. Bunu, biz değil, hükümet yetkilileri söylüyor: kredi kullandırma şartlarının neler olduğunu bizzat onlar açıklıyor. Öte yandan Genelkurmay Başkanlığı, ekonomik kredinin siyasi/askeri şarta bağlanmasından duyduğu rahatsızlığı dile getiriyor. Ayrıca, kendilerine bu konuda bir şey sorulmadığını belirtiyor. Son husus da şu: Genelkurmay Başkanlığı henüz askeri konularda bir berraklığın bulunmadığını dile getiriyor.
4. Dünya bu savaşı her gün bir az daha lanetliyor. Silah bulunmadı. BM, ABD'ye açıkça direniyor. Kanmıyor, inanmıyor getirilen iddialara. Uluslararası uzlaşma, karar ortaya çıkmıyor. ABD yalnız ve yabancı.
İngiltere'de Blair ve İşçi Partisi, ne yazık ki, çözülüyor. Avrupa bin bir türlü hesap içinde. Almanya-Fransa başka bir çizgi çekiyor. Şimdi sormak gerekir...
Bütün bu sorunları Türkiye mi çözecek?