İslami entelektüel kırılma ve türban

Türban konusunun onu savunan kesim tarafından daha geniş bir entelektüel yaklaşımla ele alınmadığını çarşamba günkü yazımda belirtmiştim ki, Türkiye'nin AİHM'deki duruşması yapıldı.

Türban konusunun onu savunan kesim tarafından daha geniş bir entelektüel yaklaşımla ele alınmadığını çarşamba günkü yazımda belirtmiştim ki, Türkiye'nin AİHM'deki duruşması yapıldı. Basına yansıyan haberlerden öğrendiğimize göre, Türkiye, 'devlet politikasından vazgeçilmediğini yansıtan bir çizgiyle AKP tabanına türban yasağının savunulduğu görüntüsünü vermeyecek bir çizgi arasına sıkıştı' (Radikal, 19.5.2005). Bu, benim daha önceki yazımda vurguladığım görüşün somutlaşmasıdır, kanımca. Ve gene bu yaklaşımın ortaya çıkmasıyla birlikte türbana taraf olan kesimler için bu olgunun bütünüyle siyasi bir sembol olarak algılandığı da açıklığa kavuşmuştur. Böylece, şu türden bir şey gerçekleşiyor: AKP türbanı, liberal demokrasinin insan hakları temelinde savunuyor ama onu siyasi bir gerçeklik olarak görüyor. Benim itirazım da bu aşamada biçimleniyor: türbana taraf olanlar, türbanı benimsemeyenleri ikna etmek için hangi ek entelektüel savı getiriyor, ortaya koyuyor?
Bu soru yadırgatıcı değil. Çünkü, bu ülkede türbana taraf olmayan birçok insan var. Liberaller de onların içinde bulunuyor. Bu koşulda türbanı, bir anlamda benimsemediği ama başka bir bağlamda ortaya çıkmış bazı kavramları (hak, insan hakları, demokratik tutum, özgür seçim, özgür irade) benimsediğinden savunuyor. Kısacası Volterci bir pozisyondan ele alıyor türbanı. Onun ötesinde de gene türbana doğallıkla taraf olan kesimlerin dışında kalan akademik ve entelektüel dünyanın getirdiği yorumlar aracılığıyla türban, gerek pozisyon olarak gerekse edim ve kavram olarak meşrulaştırılmaya çalışılıyor.
Bunun salt hukuki bir mesele olmaktan çıkarılıp artık başka bir bağlama oturtulması gerekiyor. O da en genel ve geniş anlamda İslami kesimlerin entelektüel birikimiyle ilgili bir şey.
1990'lı yılların başında gerek türban gerekse başka konularda bu kesim önemli sayılabilecek bir çıkış yapmaktaydı. Bu çıkış, Türkiye'deki siyasal ve sosyal hayatın yeniden kurgulanması için önemli bir ek katkı sağlıyordu. Fakat aradan geçen dönemde bu katkının aynen sürdüğünü söylemek kolay değil. Tam tersine İslami entelektüeller arasında önemli kopmalar meydana geldi. Bazı kişiler o çevreyi terk etti. Kalanlar ise aşağı yukarı aynı savları benzer biçimlerde savunmaya devam etti.
Ortaya yeni bir tavır, tutum, görüş getirilemedi. (Kopuşların nedeni buydu.) Tam tersine bu kesim içinde bulunduğu siyasi pozisyonu tanımlamakta bile güçlük çekti. Mutlaka birbirine ters olması gerekmiyor ama, İslami kesim 1990'lardan başlayarak şu ya da bu biçimde ama sürekli olarak iktidar olurken kendisini nasıl tanımlayacağı hususunda zorlandı. Belki bir meşruiyet kazanmak için belki başka bir nedenden ötürü vurguladığı ana kavram modernlikti. Ama aynı şekilde muhafazakârlık da demokratlık da o kesimin kullandığı tanımlar arasında yer aldı. (O arada herhangi bir siyasal örgütün kendisine demokrat demesinin hiçbir özel anlamı olmayacağını belirteyim. O niteliği taşımayan bir siyasi örgüt olamaz; bana göre, olmamalıdır da.)
Bütün bunların sonucunda türban, artık, gerçek anlamda siyasi içeriği olan ve sadece o maksatla ele alınan bir kavram. Belki modernleşmeye dönük atıf nedeniyle belki onu savunan siyasetlerin de konvansiyonel devlet çizgisiyle bütünleşmesi sonucunda ama en önemli entelektüel kapasite kaybından ötürü türban bugün daha ileri bir tartışma noktasına taşınamıyor. (O nedenle AİHM kararı bir kurtarıcı olarak bekleniyor.)
Benim iddiam onu savunan kesimlerin şimdi bu çabayı göstermesi. Başarılırsa demokrasi adına da toplumsal uzlaşma adına da ek kazancımızın olacağı kesindir.