Kamusal alan, kuram ve gündelik hayat

Türkiye belli dönemlerde belli kavramların peşine takılıyor. Bir zamanlar Asya Tipi Üretim Tarzı (ATÜT) böyle bir işlev üstlenmişti. Bir vakit de '2. Cumhuriyet' böyle oldu.

Türkiye belli dönemlerde belli kavramların peşine takılıyor. Bir zamanlar Asya Tipi Üretim Tarzı (ATÜT) böyle bir işlev üstlenmişti. Bir vakit de '2. Cumhuriyet' böyle oldu. Çeşitli çevre ve düzeylerde bu olgular tartışıldı. Bu, bizim dışımızdaki dünyada da böyle. Fakat arada çok önemli bir fark var; aydınların konumundan kaynaklanan bir fark. Türkiye'de aydın daima kamusal (public) olma özelliğini göstermiş ve taşımıştır. O nedenle de aydının ürettiği veya ithal ettiği ama önemsediği kavram kısa bir süre sonra toplumun okur-yazar kesimine (literati) de mal olur. Toplumun büyük bir paydası onu irdelemeye başlar.
Bu, önemli ve işlevsel bir gelişmedir.
Ne var ki, bir kavramı içinden kavrayarak onu üreten ve tartışan aydınla o tartışmayı izlemek konumunda bulunanlar aynı düzeyde değildir. Bu tür sorgulamaların daha yararlı olabilmesi için zorunlu olan şey belli çevrelerin ona yaklaşmasına olanak verecek bir dizi yayının başlatılmasıdır. Gerek 'giriş' düzeyinde gerekse yapılan tartışmaları somutlaştıracak düzeyde gerçekleştirilecek yayınlara duyulan gereksinim hiçbir dönemde aşılmamıştır. Örneğin bugün geriye bakıldığında ATÜT konusunda öne çıkan yazıları derleyen eleştirel bir yayın bulmak olanaksızdır. 2. Cumhuriyet konusunda böyle bir kitap var ama o da yetersiz kalıyor haliyle. Bir diğer sorun da tartışılan konunun somut, gündelik ve yerel sorunlar etrafında biçimlendirilmemesi ya da eğer evrensel bir yanı varsa onu kuşatacak bir yaklaşımdan uzak kalmasıdır.
Kamusal alan gibi karmaşık ve gerçekten de Türkiye'nin temel kaynakları itibarıyla bilgisinin ve bilgiye erişim olanaklarının çok kısıtlı olduğu bir konuda şimdi Hil Yayınevi tarafından duyarlı yayıncılık anlayışıyla yayımlanan ve MSGSÜ öğretim üyesi Meral Özbek tarafından derlenen 750 sayfalık 'Kamusal Alan' başlıklı kitabı okuyunca bütün bunları düşündüm.
Özbek'in derlediği kitap yukarıda değindiğim hususların tümünü kapsıyor. Kitap, öyle bir bölümlemeye gitmese de iki kesimden oluşuyor. Önce bu konuda editörün yaklaşımına kaynaklık eden, temel kabul ve tercihlerini meydana getiren ve bu konuda kuramsal çerçeveyi oluşturan yazarlardan çeviriler yer alıyor. Bunlar özellikle Jurgen Habermas, Nancy Fraser, Oskar Negt-Alexander Kluge. Diğer çeviriler bu yazarlar üstüne yapılmış çalışmalardan oluşuyor. Zaten bu bölüm 'Kamusal Alanı Kavramlaştırmak' başlığını taşıyor.
Kitabın özellikle önemli, bizim açımızdan işlevsel ve çok yararlı olan ikinci kesimi Türkiye konusunda yapılmış çalışmaları, yazılmış makaleleri kapsıyor. Bu kesim de kendi içinde ikiye bölünmüş durumda. Birinci bölüm 'Kamusal Alan, Politika ve Yurttaşlık', ikinci bölüm de 'Kamusal-Özel Alan Ayrımı, Kamusal Kültür ve Medya' başlıklarını taşıyor. Her bölümün başında Meral Özbek'in gayet kapsamlı ve uzun giriş yazıları yer alıyor. Ayrıca bu bölümlerde gene kuramsal çeviriler de bulunuyor.
Bu iki bölümde yer alan yazılar kuramsal bir zemine oturduğu kadar Türkiye'de kamusal ve özel alana tekabül eden çeşitli oluşumları yorumlama, irdeleme amacını güdüyor. Türkiye'de siyaset, kültür ve medya alanında tartışılan, basına ve topluma yansımış yaklaşık tüm konular bu bağlamda incelenmiş. Cumartesi Anneleri de Öğrenci Hareketleri de Derslikler de Bergama Hareketi de Din de Hapishaneler de bu çerçevede yer alıyor.
İndeksinin olmaması, yazar biyografilerinin bulunmaması gibi ilerideki baskılarda giderilebilecek eksiklerine karşın ben bu kitabı okumanın bu konuları tartışmak için ciddi bir sorumluluk olduğu kanısındayım.