Kan pahası

Meclis'ten çıkan karar kimseyi memnun etmişe benzemiyor. Hükümet istediği kadar bu kararın arkasında durduğunu göstermeye çalışsın, hükümet grubu istediği kadar kararın doğruluğuna kendisini inandırmaya gayret etsin, karar çok ciddi bir sıkıntı ve tedirginlik yaratmış gözüküyor.

Meclis'ten çıkan karar kimseyi memnun etmişe benzemiyor. Hükümet istediği kadar bu kararın arkasında durduğunu göstermeye çalışsın, hükümet grubu istediği kadar kararın doğruluğuna kendisini inandırmaya gayret etsin, karar çok ciddi bir sıkıntı ve tedirginlik yaratmış gözüküyor. Belki sadece 1 Mart tezkeresinin geçmemesini henüz hazmedememiş, bu kararı bir tür rövanş olarak görenler sonuçtan memnun. Ama onlarınki de gitgide daha çok yitirdikleri bir zeminin içlerinde yarattığı korkunun bir tesellisi.
Bu karar kimi, niye memnun edecekti Türkiye'de?
Birinci tezkereye de sonuna kadar karşı çıkmış birisi olarak ben bile şimdi diyebilirim ki, bütün yanlışlığına karşın o zaman asker gönderme yönünde bir karar alınsaydı bu nispeten daha anlaşılabilir bir şeydi. Ortada bir meçhul vardı. Olumlu da olumsuz da olabilir diye insanlar öyle bir karar etrafında birleşebilirdi. (Bu, o kararın yanlışlığını ortadan kaldırmazdı.) Oysa bugün böyle bir kararın çıkması Meclis'in 'Bile bile lades' dedirtmesinden başka bir şey değil. Ayrıca başka bir şey nasıl olabilir?
Bugün Irak'ta son derecede vahim bir durum var. Ayrıntılarını aylardır biliyoruz. En son pazartesi günü bu köşede belirttik. Hepsi bir yana, bölgede yaşanan ve dozu giderek artan bir şiddet yakında, kim ne derse desin, o bölgede ABD yandaşı ve işgalci olarak görülen Türkiye'ye yönelecektir. Türkiye bu şiddeti karşılamakta güçlük çekecektir. Günü geldiğinde de işlevini tamamlamış bir araç olarak kenara bırakılacaktır.
Bu karar sadece ve sadece hükümetin ve iktidar partisinin iç politikadaki 'beka'sı için alınmıştır. Bundan kimse kuşku duymasın. Gitgide sıkıştığını gördüğünden ilk defa olduğu gibi ayağını sürüyememiştir. Hükümet üç değerlendirmeyle bu karara teslim olmuştur.
1. Daha uzun vadeli bir iktidar elde etmek için ABD'yle ilişkilerini iyileştirmesi gerektiğini düşünmüş, onu desteklemek için daha önce verdiği kararların gereğini bu defa yerine getirmiştir.
2. Hükümet, bütün olumlu gelişmelere rağmen ekonomide bir daralmadan ürküyor. Bu nedenle Türkiye'ye verilen 8.5 milyar dolar krediye teslim olarak bu kararı oluşturuyor. Kredinin koşullarını kimse değil bizzat hükümetin bakanları açıkladı. Bu konu herhangi bir tartışmanın üstündedir.
3. Türkiye'deki 'devlet' her fırsatta hükümeti sıkıştırıp ona gözdağı veriyor. Kendi içinde sorunlu olan bu yaklaşıma karşı hükümet de o devletle bir ittifak arayışı içinde. Son olarak Demirel'in Başbakan'ı ziyareti bu açıdan ilgi çekiciydi. Gene YSK'nın oluşturduğu son karar ve oraya giden süreç hükümetin şimdi devlet ve orduyla ilişkilerini bu karar bağlamında tamir etmek isteğinin bir işareti. Ama gelin görün ki, Irak konusu, ABD yönetimini ciddi krizlere itti. İngiltere'de iktidar daha da büyük bir sarsıntı geçiriyor.
Bu kararı kimse Türkiye'nin 'büyük devlet' oluşuyla ilişkilendirmesin. O bölgenin asırlarca Osmanlı yönetiminde kalmış olması Türkiye'ye hâlâ Musul ve Kerkük üstünde hak iddia etmek olanağı vermez. Yanı sıra, PKK konusunun tek çözümü de bu değil. Üstüne üstlük daha bugün bile askerin nereye yerleştirileceği hususunda ABD'yle aramızda ciddi sorunlar yaşanıyor.
Kısacası, Türkiye, tarihinin en yanlış kararlarından birisini aldı. Üstelik bu kararın Kore kararıyla benzeştirilmesi tepeden tırnağa yanlış ve dünyayı bilmemek demek. Kore'nin dünyasıyla (ki, o bile yanlıştı) bugün arasında çağlar var.
Bazıları, bu kararı, 'Tarih bazı meclisleri yazar' diyerek değerlendiriyor. Doğru, gerçekten de tarih bazı meclisleri ve bazılarını yazar. Bu defa da öyle olacak!