Kaos senaryolarının içyüzü

Savaşın bundan sonra ikinci dönemine girdiği sadece ABD'nin çölde takılıp kalmasından değil Powell'ın Türkiye'ye gelmeye karar verişinden de anlaşılıyor.

Savaşın bundan sonra ikinci dönemine girdiği sadece ABD'nin çölde takılıp kalmasından değil Powell'ın Türkiye'ye gelmeye karar verişinden de anlaşılıyor.
Çöle saplanan, hiçbir hesabı tutmayan, bölgenin inceliklerine zerre kadar vâkıf olmayan ABD, şimdi son bir strateji olarak Türkiye'ye yeni bir tezkere isteyerek gelecek, buna karşılık yeni önerilerde bulunacak. Bu noktada durup düşünmek ve bir durum tespiti yapmak gerekiyor.
Türkiye'nin bu savaştaki rolünü irdeleyen kimi yazar ve çevreler eğer Türkiye savaşa girseydi işlerin bu noktaya sürüklenmeyeceği görüşünü
ısrarla sürdürüyor. Bu görüşün söylediği yeni bir şey yok. Basit bir akıl yürütme bile koşullar değiştiğinde sonucun değişeceğini bize anlatmaya yettiğine göre, elbette eğer Türkiye bir cephe açsaydı savaşın seyri değişecekti. Peki, o zaman Türkiye'nin bugünkü durum içinde yeri ne olacaktı sorusunu sormamıza ise bu kabul çerçevesinde yer yok. Çünkü, o çevreler durumun bugünkü noktaya gelmeyeceğini işlerin daha iyi olacağını belirtiyor.
Bu, bir spekülasyon. Kuşkusuz işler farklı olacaktı, ama o farklı olan durumun mutlaka Türkiye'nin lehine olacağını belirten, gösteren en küçük bir belirti yok ortada. Tersine, Türkiye o cepheyi açsaydı bugün bütün dünyayı karşısına alacaktı, bugün Kürtlere karşı daha iyi bir pozisyon elde etmeyecek tersine onlarla daha tedirgin ve gergin bir ilişki içine girecekti, savaş sonrasına dönük hiçbir bilgisi olmadığından, sadece kendi hesabını yapmaya çalıştığından ve asıl meselesi Kuzey Irak olduğundan her şey tamamlandıktan sonra nerede duracağını da bilemeyecekti.
O iyimser kanat mensuplarına söylenecek sadece bir tek şey var: Eğer Türkiye için sorun Kuzey Irak ve orada kurulacak bir Kürt devletiyse ki, yetkili kanatlar öyle söylüyor, o zaman müttefiklerin o işi Birleşmiş Milletler'e taşıma niyetlerini ağızlarından kaçırdıklarını acaba biliyorlar mı, yoksa görmezden mi geliyorlar? O şartlar altında Türkiye'nin bölgedeki konumu hakkında kimse şimdi bir şey söyleyebiliyor mu? Çık denilen ve belki de çıkmamakta direnecek bir Türkiye'nin dünya ölçeğinde neye maruz kalacağını hesap eden var mı?
Bunların hepsi doğru veya yanlış olabilir. Fakat tümünden daha önemli bir şey var. Türkiye'de, 'Cephe açsaydık durum daha iyi olurdu' lafını edenler bir şeyi unutuyor. Bu savaş bizim savaşımız değil. Bu savaş, ABD'nin başlattığı, anlamsız, yersiz ve sadece kendi çıkarlarını düşünerek kurguladığı bir savaş. Dolayısıyla 'Cephe açsaydık şöyle olurdu, açmadık böyle oldu' yaklaşımı önceliğin ABD'ye verildiği, vurgunun ABD'ye yapıldığı
bir mantığın sonucudur. Türkiye'nin hele bugünden sonra, ortalık bu kadar karışmış, dengeler bu kadar altüst olmuşsa yapacağı bir tek şey var: Savaşın dışında kalmak, bunu ABD'ye akıllıca söylemek, onları buna ikna etmek. Şunu unutmayalım: Dış basını, özellikle de ABD basınını izleyen herkes Irak'takinden daha önemli olan şeyi, Amerika'daki cephenin yarıldığını görebiliyor. Savaş yanlıları, 'şahinler' kendi aralarında çatışmaya başladı. İstifalar başladı, biraz daha işler böyle giderse kopmalar çoğalacak. Dünyanın bu haksız baskısı karşısında direnebilecek bir siyasetçi yoktur, olamaz.
Bu senaryo Türkiye'nin sonu olmaz. Çünkü, ABD'de yayımlanan birçok rapor ve yorum, örtülü bir biçimde de olsa, bu ülkenin bundan sonraki politikasını 'kaos' üstüne kurduğunu gösteriyor. O nedenle ABD'nin bu bölgeye girişi barış ve sükûnet için değil, kargaşa ve gerilim içindir. Eğer mutlaka bir felaket hali aranacaksa o, böyle bir hesabın içinde yer almamakla değil almakla oluşacaktır.