'Kategorik' karar verenler

Sayın Meclis Başkanı'nın yaptığı açıklamaya gösterilen tepkiye bakınca şaşırmamak elde değil.

Sayın Meclis Başkanı'nın yaptığı açıklamaya gösterilen tepkiye bakınca şaşırmamak elde değil. Fakat o şaşkınlığı yaratan durum, yani açıklamaya gösterilen tepki, savaş konusunda Türkiye'nin aklı iyice karışmış, bu karışıklığın yönetim kademesinde paniğe dönüştüğü bir ülke olduğunu kanıtlıyor. Şimdi, Bülent Arınç'ın çok yerinde ve makul çıkışını eleştirenler bize bir durumu iyice anlamanın yolunu da açıyor. O şudur: hükümet, ABD'yle yaptığı görüşmede belli bir plan içinde belli bir karar oluşturmuştu. Tezkere, bu plan ve kararın usulen uygulanması, yasallaştırılması ve meşrulaştırılması olacaktı. Fakat o sırada beklenmeyen bir olay patlak verdi ve Türkiye'deki savaş karşıtı kamuoyu olayın yönünü şaşırttı.
Karar neredeyse önceden verilmiş olduğuiçin tezkerenin reddedilmesi bir şeyi değiştirmedi. İkinci tezkere hazırlığına girişildi. O tezkerenin
'nasıl olsa' geçeceği üstüne hesaplar yapılmaya başlandı. O arada gelen ordu açıklaması tezkerenin geçeceğine dair öngörüyü adeta kesinleştirdi. Bunun üzerine ABD'nin bilinen harekâtı başladı. Meclis Başkanı, buna haklı
olarak tepki gösterince de tepki topladı. Oysa, eğer, o harekâtın gerçekleştirilmesi tezkereye bağlı olmayacak idiyse tezkere niye Meclis'e gönderildi? Tezkerenin aldığı sonuca rağmen bu harekâtın sürdürülmesi bir ülkenin, bırakın onur gibi daha soyut kavramları, inandırıcılığını zedelemez mi? Nihayet, henüz savaş başlamadı, başlarsa nereye varacağı belli değil, sonuçlarının ne olacağı meçhul. Demek ki, daha ABD'yle Türkiye arasında sayısız görüşme, anlaşma yapılması gerekecek. Bu şekilde inandırıcılığını yitirmiş, kendi eliyle gücünü zayıflatmış bir ülke o ilişkilerde nasıl güçlü olabilecek?
Bu üç hayati sorunun cevabı malum.
Türkiye, savaşa, kategorik olarak 'Evet' dedi. Şimdi, savaş karşıtlarını kategorik olmakla suçlayanlar aslında savaş kararı verenlerin kategorik düşündüğünü unutuyor. (Ayrıca savaşa 'kategorik' olarak karşı çıkmak da yanlış değil; doğrudur. Etik, bazı şeylere kategorik olarak karşı olmayı gerektirir.)
Peki, niye bu 'kategorik' karar alındı?
Bu çok önemli bir soru; çünkü, bu kararı verenler Türkiye'nin tam bir ekonomik çıkmaz ve çaresizlik içinde bulunduğunu, savaş bahanesiyle elde edilecek 'kazancın' sorunları aşmaya yardım edeceğini, bunun da siyasal iktidarı güçlendireceğini varsaydı. Kısacası, yakın erimli iç politika hesapları savaş konusundaki kararı etkiledi. Uzun vadeli, 'ufuklu' bir plan yapılmadı. Savaş, savaş sonrasıyla ve bölgede ortaya çıkacak diğer gelişmelerle birlikte değerlendirilmedi.
Bu yapılmadığı için ABD'yle olan ilişkilerde de 'kategorik' bir karara varıldı. Sanılıyor ki, ABD, sonsuza kadar, bu defa onu desteklediği için, Türkiye'nin 'dostu' olacaktır. Oysa, asla böyle değil. Amerikan pragmatizmi için dünya her gün yeniden kurulur. Bugün Türkiye dosttur, yarın bir başkası.
Nihayet o 'kategorik' kararın verilmesini sağlayan ikinci neden: Türkiye, basit bir hesapla güçlünün yanında olmak istiyor. Bir 'çıkar' hesabı yapıyor. Devletlerin uluslararası ilişkilerde çıkar hesabı yapmadığını düşünmek saflıktır. Ama çıkarın korunması ve gözetilmesiyle çıkarcılık ayrı şeylerdir. O nedenle de Türkiye 'stratejik' olarak değil 'kategorik' olarak çıkar hesabı yaptı ve giderek büyüyen bir kördüğümün içine sürükleniyor.
Gerçek çıkar, doğrunun ve gerçeğin yılmadan savunulmasındadır. Dünya, sonunda o noktaya zorunlu olarak gelir. Güçlüler yaşar, doğrudur; ama çıplak doğadan değil de insan toplumlarından söz ediyorsak güçlünün doğruyu ve gerçeği elinde tutan olduğunu unutmamak gerekir!