Kemalizm sol mu?

Pazartesi günkü yazımda sınırlarını çizdiğim Kemalizm anlayışına küçük bir saptama daha eklemek istiyorum.

Pazartesi günkü yazımda sınırlarını çizdiğim Kemalizm anlayışına küçük bir saptama daha eklemek istiyorum.
Tarihsel bir öncü olarak konumunu saptadığım Kemalizm eğer ayakları üstünde yeterince duran ve çok söylendiği üzere bir 'ruh' olarak kitlelere nüfuz etmiş bir ideolojiyse onun zaten her dem ısıtılmasına gerek olmamalı. Bu, gayet açık bir olgu. Kaldı ki, Kemalizm'le daima özdeşleştirilen iki şey var: bunların ilki, onun 'açık uçlu' bir dünya görüşü olduğunu iddia eder. 'Çağdaş uygarlık düzeyine yükselmek' de bu açık uçluluğun kanıtı olarak kullanılır. Doğrudur; eğer bir tasavvur olarak algılanırsa Kemalizm de açık uçlu olmak gerekir. O niteliğiyle d, ikinci koşul bu, Kemalizm bir yordam olarak kendi kendisini üretme gücüne sahip olmalıdır. Onun ayrıca kurumsallaştırılmasında ısrar etmenin bir anlamı yok.
Oysa Kemalim'e yandaş olanlar işin yordam ve öz-üretim boyutunu hiçe sayıyor.
O nedenle de Kemalizm'i doğrudan doğruya hem savunulması gereken hedef olarak görüyor hem de bu doğrultuda Kemalizm'i kendisine bayrak edinen partileşmelere gidiyor. Yanlış anlaşılmasın fakat bu yönde atılmış adımlar, Kemalizm gibi 'total' ideolojiler söz konusu olduğunda ister istemez toplumsal kutuplaşma aracı olarak da işleyebilir ki, CHP'nin bugün karşılaştığı durum da o.
Sadece CHP değil, kendisini Türk Solu diye adlandıran bir kesim de aynı hataya düşüyor. Kemalizm, bu kesimler için bir siyaset aracı ve bir o kadar semboller toplamı. Solla da ancak o değerlendirme içinde özdeşleştiriliyor.
Burada sık sık yaptığım bir saptamayı daha yapmam gerekiyor: acaba Kemalizm sol mudur?
Eğer, sol denilen kavramı bütün açılımlarıyla ve tarihsel gelişmesiyle birlikte ele alırsak evet soldur. Fakat bu sol, 1789-1945 arasında serpilip gelişen ve kimliğini Fransız Devrimi'yle bulan soldur. Yani, 'ilerlemeci', toplumsal dönüştürümcü niteliğiyle soldur. Oysa bizim sol dediğimiz zaman daha ziyade anladığımız çağdaş anlamdaki modeller iki önemli aşamada gelişir. Bunların ilki elbette 1917 devrimiyle biten süreçtir. Bu sürecin önemli bir aşamasını da Bernstein-Kautsky çizgisinin oluşturduğu sol anlayış meydana getirir ki, onun doruk noktası da 1957 Bad Godesberg programıdır. Kemalizm'in ise bunlarla uzaktan yakından ilgisi yoktur.
Burada bir itiraz yükselebilir. Denebilir ki, 1945-1979 arası sol açılımların belkemiğini devletçi politikalar meydana getiriyor. Devletçilikten hiç ödün vermemiş Kemalizm de bu kategoriye dahil edilmelidir. Bu o kadar doğru bir açılım değil. Bir kere devletçilikten 1957 programıyla vazgeçilmiştir. İkincisi, Kemalizm'in devletçiliğiyle Batı Avrupa sol devletçiliği birbirinden 'şiddetle' ayrılır. Bizdeki devletçilik otoriter bir yönetimin uzantısıdır, ekonomik gibi görünse de özünde siyasaldır. Oysa Batı'da devletçilik uygulanırken aynı zamanda liberal bir toplumsal örgütlenme de bütün kanatlarıyla gelişiyordu. O nedenle Kemalizm-sol ilişkisini sadece devletçiliğe bakarak kurmak olanaksız.
Bu durumda geriye bir 'ilericilik' teması olarak Kemalizm kalıyor. Kesinlikle doğru. Fakat başlangıçta da vurguladığım gibi kendisini üretme gücüne sahip olduğu ölçüde. İkincisi, ilericilik sadece belli modellerin ve metotların tekelinde değil, o sınırlamaların içinde kalmasına da gerek yok. Değişen dönemlerin oluşturduğu farklı ilericilik anlayışları var. Ona karşı 'tek model' olarak Kemalizm'i savunmak ona bu niteliğini de kaybettirmek olur.
Geriye kalanları cuma günü ele alacağım izninizle.