Kemalizm sonrası siyaset

Türkiye'de siyasal alanın gitgide daraldığını görmek için ayrı bir çaba harcamaya gerek yok. Parlamento iki partiden oluşuyor.

Türkiye'de siyasal alanın gitgide daraldığını görmek için ayrı bir çaba harcamaya gerek yok. Parlamento iki partiden oluşuyor. Ortalığa devletçi-seçkinci bir anlayış ve yaklaşımla daha popülist-pragmatik bir yaklaşım arasındaki kutuplaşmanın gerilimi yayılıyor. AKP ve CHP dışında kalan partilerin herhangi bir etkinlikleri yok. ANAP'ın başkanı denizin tükendiğini görerek aday olmayacağını açıkladı. Bülent Ecevit siyasal hayatını sona erdirdi. DYP'nin hiçbir açılım göstermeyeceği Mehmet Ali Bayar'ın istifasıyla anlaşıldı. Kısacası, siyaset kendi içine doğru daraldıkça daralıyor.
Ne var ki, toplumun bu durumu aştığına dönük bir gösterge de yok değil. Bütün olumsuz boyutlarına karşın AKP'nin iktidara gelmesi böyle bir gelişmeyi doğurabilir/di. Çünkü, siyaset son kertede muhalefet demektir. AKP, Türkiye'de geniş kitlelerin içinde saklı tuttuğu ve merkeze yöneltilmiş sessiz ama içten bir muhalefet hareketinin yansımasıydı. Zaten Türkiye'deki politik konfigürasyonda çevre daima bu anlama gelir. (Ne var ki, olayı artık sadece merkez-çevre ilişkisiyle açıklamak imkânımız yok. Durum onu çok aşıyor.) Dolayısıyla AKP'nin iktidara getirilmesi ve o arada diğer partilerin ortadan kaldırılması halkın fiili olarak siyasetten vazgeçmediğini ortaya koyuyordu.
Bu çok önemli gelişmeye rağmen ortada hâlâ giderilemeyen, aşılamayan bir sorun var. Bu, parlamentodaki ikinci parti CHP'nin tutukluğu ve devlete yönelik politikası kadar AKP'nin şaşkınlığıyla da ilgili bir husus. Daha açık söylemek gerekirse AKP, iktidara geldikten sonra, çevrenin tarihsel temsilcisi olan DP, AP, ANAP gibi partilerden çok daha büyük bir bocalama içinde.
Bunu anlayışla karşılamak için yeterli nedenimiz var. AKP, her şeyden önce kendisini tanımak, tanımlamak ve kendisini devletin 'temel tutumu' ve kurumları bağlamında 'ince ayar'a tabi tutmakla meşgul. Bu, belli bir zaman alacak. Alıyor da. O nedenle AKP henüz 'gösterge' düzeyinde bir etkinlik ortaya koyabilmiş değil. Ekonomide ortaya çıkan düzelme bu iktidarın şimdilik en önemli başarısı sayılabilir. Ne var ki, o da daha yapısal nedenlerden kaynaklanıyor. Partinin damgasını taşımıyor.
O zaman geriye başlangıçta değindiğim koşul kalıyor: siyasetin tıkanmışlığı. Onun da bence gene yukarıda değindiğimden daha farklı ve çok önemli bir başka nedeni var: Kemalizm sonrası!
Burada Kemalizm'in aşılmış veya aşılmamış bir ideoloji olduğu tartışmasına yeniden girmenin bir anlamı yok. Ama, onun gibi toplumu baştan sona yeniden örgütlemeyi öngören, ağır bir toplum mühendisliğine dayanan bir 'büyük anlatı' artık gitgide daha mikro düzeylere ayrışan bir toplumsal yapıda daha fazla etkinlik göstermiyor; işlemiyor. Bir zaman uyumu sorunu bu durum. Nitekim AKP'nin bulunduğu konum bu gerçeğin toplumsal bir ifadesi. Fakat Kemalizm'e yapışık CHP'nin anlaşılabilir tutukluğuna karşılık özellikle AKP'nin donukluğu, aşılmış bu toplumsal projenin yerine yeni bir projenin henüz bir başka projenin koyulmadığını gösteriyor. Siyaset işte bu nedenle kımıldayamıyor.
Oysa bugünkü durum yeni fakat geniş bir açılım bekliyor siyasetten. Bunlar en genel anlamda toplumu dönüştürecek olan makro yaklaşımlardır. Bir 20. yüzyıl başı, hatta 19. yüzyıl sonu modeli olarak Kemalizm'in tıkandığı yerde yeni önermelere gereksinim var. Toplum gerek toplumsal/siyasal/kültürel gerekse ekonomik düzeyde bu atılıma aç. Artık kendisine yetmeyen bir kabuğu yeni bir dönüştürümle tamamlamak istiyor.
Böyle bir şey mümkün mü sorusunun yanıtını çarşambaya vermeye çalışayım.