'Kızıl Elma' koalisyonunun anatomisi

Kısaca şu söylenebilir ki, bugün karşılaştığımız 'Kızıl Elma' (çok garip bir tesadüfle, solcu olduğunu söyleyenler işin içine girdikten sonra bence elmanın kızıllığı kaçtı) koalisyonunun kökleri SHP içindedir.

Kısaca şu söylenebilir ki, bugün karşılaştığımız 'Kızıl Elma' (çok garip bir tesadüfle, solcu olduğunu söyleyenler işin içine girdikten sonra bence elmanın kızıllığı kaçtı) koalisyonunun kökleri SHP içindedir. Çünkü, 1990'larda, o partide çarşamba günkü yazımda anlattığım türden çıkışlar gerçekleşirken bunlar üç temel noktaya vurgu yapıyordu.
1. Türkiye'de gerçek anlamda, 'reel' bir sosyal demokrasi yoktur.
2. Türkiye sosyal demokrasisi, Kemalizm'in bir versiyonudur ve
'revize'edilmek zorundadır. Böyle bir anlayış tarihsel ilericiliği, modernleştirici etkisi bağlamlarında Kemalizm'in yok sayılmasını da reddedilmesini de gerektirmez. Fakat yeni bir sosyal demokrasi kendi belirleyici dinamiklerinden doğmalıdır.
3. Bir solun ulusal değerleri irdelemesi, değerlendirmesi başka bir şeydir, ulusalcı olması başka. Bu ikincisi yanlıştır. Milliyetçilik üstüne inşa edilen bir sol olamaz. Ya da milliyetçlik tek başına solun kurucu değeri kabul edilemez.
Bu üç olgu parti kurultaylarında ve çeşitli zeminlerde tartışıldı ve şiddetle püskürtüldü. Bülent Ecevit'in de çok güçlü katkı ve kışkırtmasıyla
SHP içinde kendisini gösteren anlayış üç noktada da püskürtüldü. Bunun en önemli nedeni (ayrıntılarına burada girmeyeyim fakat özellikle Karayalçın'ı aşmak isteyen bir grubun partiyi o sıralarda neredeyse can çekişen CHP'yle birleşmeye zorlamasıdır.) Buna göre, (çok yanlış biçimde) sadece CHP'nin temsil ettiği Türk sosyal demokrasisi
1. Kesin olarak Kemalizm'le özdeşleştirildi. Onun dışında bir kaynak, çıkış, tanım ve nitelendirme anlayışı toptan reddedildi.
2. Türk sosyal demokrasisi kesin olarak milliyetçi
bir eksene oturtuldu. Milliyetçilik sosyal demokrasinin iç politikada ideolojik, dış politikada stratejik kararlarını oluşturmakta en önemli amil oldu.
3. Sosyal demokrasi örnekleri Batı sosyal demokratik partilerinde görüldüğü üzere bir 'revizyon'a tabi tutulmadı. Yenilenme diye gösterilen şey en fazlasından 'Anadolu Solu' gibi anlamsız çıkışlar, açılımlar oldu.
Bu tarih bilinmeden ve bu oluşumun kaynakları üstünde düşünmeden bugün yaşananları anlamak olanaksız. Fakat bu gelişmede birkaç temel olgunun altını daha çizmek gerek.
1. Türk sosyal demokrasisinin reel sol bir bilinci yoktur. Bu, yeni bir dönüşüm yapılmasına dönük olanakları ortadan kaldıran en önemli husustur. Bu sol anlayış Kemalizm'le tümleşik olduğu kadar hem onunla iç içe geçmiş hem de onu kemiren çok daha beter bir kavrama teslim olmuştur: popülizm.
2. Son yirmi beş yıldır dünyada yükselen dalga milliyetçilik oldu. Bu milliyetçilik kısmen liberalizm ama daha çok da muhafazakârlık gömleğine sarılarak ortaya çıktı. 'Yeni Sağ' bu oluşumun adıdır. Dolayısıyla Türkiye sosyal demokrasisi bu iki olgudan derecesiz etkilendi. Yeni Sağ'ı yakalamak isterken böyle bir tuzağa düştü.
Şimdi karşımızda duran Kızıl Elma koalisyonunu anlamaya olanak verecek son öğe ise bürokrasidir ve o da Kemalizm üstünden evriliyor. Ordu ve bürokrasiden oluşan 'devlet'in resmi ideolojisi olan Kemalizm'in içerdiği bürokratik zihniyet ister istemez farklı gibi görünen kesimleri bir arada tutuyor. Bunların 'sol' olarak nitelendirilmesi çok farklı bir konu ve bir tarihsel terminoloji sorunu. Onun dışında bu kesimi kendi atıfları ve CHP'nin yarattığı illüzyon dışında sol diye nitelendirmeyi gerektirecek bir şey bulunmuyor ortada.
AB tartışmaları sırasında bu köşede çok yazılan bir şey ortaya çıktı ve Türkiye bir ayrım noktasına geldi. Bu, tarihsel olanla 'reel' olanın farkıdır. Bundan sonrasını da o belirleyecek gibi görünüyor.