Kurultay sonrası

CHP'de kurultay sonrası için plan yapmaktan daha doğal bir şey yok. </br>Bu muhtemel senaryolar önümüzdeki dönemde solun, sosyal demokrasinin alacağı görüntüyü tayin etmesi açısından önemli.

CHP'de kurultay sonrası için plan yapmaktan daha doğal bir şey yok.
Bu muhtemel senaryolar önümüzdeki dönemde solun, sosyal demokrasinin alacağı görüntüyü tayin etmesi açısından önemli.
O perspektiften bakınca bazı olasılıklar üstünde durmak gerek. Bu, sadece CHP'yi ilgilendiren bir sorun değil. Sonuç olarak, bütün Türkiye bu gelişmelerden etkilenecek.
İlk büyük tartışma bundan sonra CHP'yle mi yoksa CHP'siz mi devam etmek gerektiği üstünde kopacak. Bu tartışmayı gündeme getirecek olan şey Baykal'ın kurultayı kazanması olacak. Çünkü, o koşulda Baykal'ın kendisine karşı çıkmış olanları tasfiye edeceği, bugüne kadar sürdürdüğü politikaya bakarak anlaşılabilir. Böylece CHP tam anlamıyla bir Baykal partisi haline gelecek. Bunu önleyecek tek şart Parti Meclisi listesinin daha dengeli bir biçimde oluşması. Olur mu olmaz mı, kurultay gösterecek.
İkinci önemli gelişme Sarıgül gibi kerameti kendisinden menkul ve toplumla arasında büyük gerilimler bulunan bir ismin tasfiyesidir. Bunu önemsemek gerekir. Çünkü, bu, en kötüsünden popülizmin bir nebze olsun belli zeminlerden uzaklaştırılması anlamına gelecek. Tabii, uzun süre, sırf yönetimi alt etmek için onunla ittifak kurmayı deneyen kesimler ve öyle bir ittifakın topluma hiçbir biçimde açıklanamayacağını çok zor anlayan Livaneli-Derviş ikilisi veya Sarıgül'ün arkasında duran Rıdvan Budak gibi bir zamanların sendikacıları da paylarına düşen dersi alacak. Küçük
bir ihtimal gerçekleşir ve eğer Sarıgül kazanırsa o bambaşka bir şey olur.
Bu iki ihtimal CHP'nin içine, kendisine dönük. Bunlara göz atmamızın çok önemli bir nedeni var: söz konusu kombinezonların hiçbirisinin, sosyal demokrasi bir yana, en küçüğünden ideolojik bir tavırla bütünleşmemesi. Ne Sarıgül'ün o partide bu noktaya kadar gelmesini sosyal demokrasiyle açıklamak mümkün ne de Baykal'ın bugüne kadar yaptıklarıyla bugünden sonra yapacaklarını.
Şimdi gelelim üçüncü olasılığa.
Belli bir grubun her şeye rağmen CHP'yle devam etmek istemesine karşın bir grup da CHP dışında bir olanak arayacak kendisine. Bu, daha şimdiden kendisini göstermiş bir husus. O gelişmenin başını da muhtemelen gene, bir kez daha, Kemal Derviş çekecek. Bu dönemde ismini sadece 'aday adayı' olduğunu söylemek ve bir de adaylığını açıklayamadığını belirtmek için(!) ortada gezdiren Zülfü Livaneli'nin ortaya sürülmesi tamamen bu nedenledir. Kendisi bunu gördü mü, bilemeyiz. Ama Livaneli bu süreçte bir 'aparatçik'ti. Görebildiğim kadarıyla bu gelişmeyle birlikte adaylığını açıklamış olan bazılarının, mesela Hurşit Güneş'in önü kesildi. Çünkü, Livaneli'nin çıkmadığı bir ortamda Güneş'in daha ideolojik ve model-yöntem-sistem tartışan tavrı belirginleşecek ve kurultay sonrasında da ağırlık kazanacaktı. Bu da (artık ne kadarsa) benzeri bir yaklaşım içinde bulunan Derviş'in etkinliğini azaltacaktı. Bunu engellemek maksadıyla Livaneli Derviş tarafından bir araç olarak öne sürüldü. O da görevini başarıyla tamamladı. Yani, Derviş'in fendi...
Dolayısıyla kurultay sonrasında ağırlığın Derviş güdümlü bir yeni partileşmeye doğru kayacağı öne sürülebilir. Bu hemen bir parti olmayabilir. Bir hareket şeklinde başlatılabilir. Ama Livaneli'ne medya tarafından gösterilen teveccüh belli bir 'dünya'nın bu oluşumu bir ölçüde desteklediğini ortaya koyuyor. Ne var ki, bu girişimin halk katında ne kadar önem taşıyacağını ve güç toplayacağını şimdiden söylemek zor. Ne de olsa ortada bir YDH deneyimi, bir Derviş-Özkan-Cem girişimi var.
Pandomim asıl şimdi başlıyor.