Laiklik-Müslümanlık Laikçilik-İslamcılık

Fransa'nın aldığı son türban kararını tartışmadan ve Türkiye'nin bu karar doğrultusundaki konumunu saptamadan önce kavramları iyice birbirinden ayrıştırmak gerekiyor demiştim pazartesi günkü yazımda.

Fransa'nın aldığı son türban kararını tartışmadan ve Türkiye'nin bu karar doğrultusundaki konumunu saptamadan önce kavramları iyice birbirinden ayrıştırmak gerekiyor demiştim pazartesi günkü yazımda. Bu nedenle de 'laik-laiklik-laisizm (laikçilik)' kavramlarının anlamı üstünde durmuştum. Bunlardan ilki bir kavramdır. İkincisi insanın o kavramı kendi yaşantısında uygulamasıyla biçimlenen bir durumdur. Üçüncüsü ise ideolojik ve sistematik bir yaklaşımdır. Baskıcıdır.
Bu bağlamda laiklikle laikçilik arasındaki farkı belki İslam üstünde giderek daha somutlaştırabilirim.
Başlangıcı itibarıyla İslam bir kavramdır. Daha sonra Müslümanlık konumuna gelir. Müslümanlık belli bir yaşama biçimdir. Belli kabullere dayanır. Fakat hadise sonunda İslamcılığa kadar uzanabilir. Bu noktada İslamcılık bir ideolojidir. Öncelikle Arap İmparatorluğu'nun sonra da Osmanlı'nın ideolojik üstyapısını oluşturur. Müslümanlığın siyasallaşmasını içerir. Bütün ideolojiler gibi toplumsal yapıyı ören yasal, sistematik açılımları vardır.
Bizim, Jakoben dediğimiz Fransa'da, belli bir dönemde alınan karar gereğince laisizmden ziyade 'laiklik' uygulaması esas olmuştur. Bu kavrama göre dinle devlet birbirinden ayrıştırılmış, devlet dinin şu ya da bu biçimde kamusal alanda tezahürünü kısıtlamıştır. Bunun dışında devletin laiklik bağlamında bir baskısı olmamıştır. Bunu, 'pasif laiklik' diye tanımlamak doğru olabilir. Aynı Fransa şimdi yön değiştirerek 'aktif laiklik' anlayışına geçiyor. Bu, laikliğin sistematik bir biçimde uygulanması, bu uygulamanın gerçeklenmesi için gerekiyorsa baskı yoluna gidilmesidir. Zaten yeni bir yasanın salınması da bu baskı anlayışının boyutlarını gösteriyor. Artık Fransa'da laiklikten değil, belki şiddete de dayanabilecek bir laisizmden söz açmak zorunludur.
Böyle bir oluşumun ortaya çıkmasında, ilgili tartışmalar incelendiğinde görülüyor ki, mesele 'Müslümanlık-laiklik' ilişkisinin 'İslamcılık-laikçilik' ilişkisine doğru yön değiştirmesidir. İçedönük bir Müslümanlık anlayışı karşısında laiklik (laicite) uygulanırken onun siyasallaşmasına dönük bir izlenim laikliği de siyasallaştırmakta, laisizme doğru itmektedir.
Burada çok tartışılan bir başka hususa değinelim, Fransa bağlamında.
İzlendiği üzere Fransa ortaeğitim kurumlarında türbanı laiklik karşıtı bir hareket olarak nitelendirip yasaklarken, üniversitelerde bu kararı idareye bıraktı. Bunu anlamak çok zor olmasa gerek. Gene bu köşede bu konuda yazılan birkaç yazıda gösterildiği gibi, üniversite salt devlete ait bir alan değildir. Bu, devlet üniversitesi olsa da böyle. Çünkü, üniversite öğrencisi kendi iradesine hâkim, reşit insandır. Bu nedenle onu önsel olarak kısıtlamak anlamsızdır. İkincisi, ben türban konusunda devletin hizmet alan ve hizmet veren mekânlar olarak iki alana ayrılması gerektiği kanısındayım. Hizmet alan alanlarda devlet bir sözleşme gereği yanında çalışanlara (o bile belli koşullarda) belli giysi kısıtlamaları getirebilir. Oysa hizmet veren alanlarda bu kısıtlamayı getirme hakkı yoktur. Çünkü, oraları o hizmeti verdiği vergiyle alan vatandaşlara açıktır. Fransa bu düşünceyle ve işin doğasına uygun olarak bu kararı almıştır. Uygulamanın gene üniversite yönetimlerine bırakılması,
'sözleşme' geleneğiyle de bağıntılıdır. Bu da bizi laiklik-demokrasi ilişkisine getiriyor. Acaba laikliğin olmadığı bir demokrasi mümkün müdür veya laisizm bir demokrasi sorunu oluşturur mu?
Gerek onu, gerekse Türkiye-laiklik-laisizm ilişkisini cuma günü ele almalıyım.