Mekânla mantık

Kapandı mı yoksa ikinci bir krize kadar ertelendi mi, bilmiyorum ama Çankaya'daki resepsiyon sorunu üstüne yazdığım yazıda belirttiğim...

Kapandı mı yoksa ikinci bir krize kadar ertelendi mi, bilmiyorum ama Çankaya'daki resepsiyon sorunu üstüne yazdığım yazıda belirttiğim görüşlere epey bir tepki gelince bu konuda söylediklerimi biraz daha açmanın ve yeni bir şeyler söylemenin gerekli olduğunu düşündüm.
Hemen tekrar edip belirtmem gerekirse bence türbana 'Çankaya'da gösterilen tepki yanlıştır. Bunu özel mekân, kamusal mekân tartışması yönünden ele almak gerektiği kanısındayım. O da şudur...
Kamusal mekân insanların bir arada bulunduğu, karşılıklı etkileşime girdiği, özneler arası bir alandır. Bu mekânın devletle herhangi bir ilişkisi yoktur. Olamaz da. Devlet, buradaki temel etkileşimin sınırlarını hukuk ve yasayla çizmek ve ortaya çıkmış koşulların gereğini yerine getirmekle yükümlüdür. Bir anlamda devlet, kamusal alanda, kişinin hakkını korumak için mevcuttur. Devletin buradaki kılık kıyafete karışması diye bir şey bence söz konusu değildir. Bu giyimin rahatsızlık yaratmayacağı anlamına gelmez. Devlet, sadece rahatsızlık yarattığı koşullarda kılık kıyafete müdahale eder.
Neresinin kamusal alan sayılması gerektiği konusunda bizdeki tartışma sivil toplumun tarihsel eksikliğinden kaynaklanıyor. Her şeyi devletin oluşturduğu ve her türden sınırı devletin çizdiği bir modelde kişiye sadece özel alan bırakılıyor ve o da evle sınırlanıyor. Özel alanın evle sınırlanması eve dönük bir devlet yaptırımının olmadığı anlamına gelmez. Çünkü, tersinden bakılınca kamusal alanda temsil edilemeyen 'hal'in özel alana sığıştırılması dolaylı da olsa devletin öznelerin yaşamına doğrudan müdahalesidir.
Türkiye'deki laiklik budur. Son tartışma şunu açıkça gösteriyor ki, bizde tarif edildiği şekliyle, laiklik, dinsel simgenin kesinlikle
özel alana sıkıştırılması gerektiğini dayatıyor. Bunu, kamusal alan diye açıklamaya çalışmak yanlış. O zaman kavramların kaymasına, anlamlarını, içerik ve kapsamlarını yitirmesine yol açıyoruz. Türban'ın Çankaya'da görülmek istenmemesi bundandır.
Bir şeyi daha yerli yerine oturtalım: türbanın siyasal bir simge olduğu öne sürülüyor. Doğru olabilir ama mutlak değil. O zaman vicdani kanaatin getirdiği örtünmeyi nereye koyacağız? Eğer bu olgunun üstüne gidersek o takdirde devletin bireysel hak ve tercih üstündeki baskısını anmamız gerekir. Türban evde takılsın demek de gene devlet tarafından bireysel tercihin toplumsal sınırını çizen bir başka temel kısıtlama olacaktır.
Peki, kamusal boyutta, giysi ya da belli bir yaklaşım nerede kısıtlanabilir?
'Devletin bazı dairelerinde' diye yanıtlanabilecek bir sorudur bu. Ama hangi dairede ve nereye kadar? Kamu dairelerini 'hizmet alan' ve 'hizmet veren' yerler diye görmek gerekir. Devlet, bir işveren olarak, hizmet alırken, gerek kendi bünyesinde çalışan kişilerle gerekse hizmet almak için diğer üçüncü özel ve tüzelkişilerle yaptığı sözleşmelere bu şartı koyabilir. O da ancak belli bir yere kadar. Çünkü, bir noktadan sonra devletin vereceği karar insan haklarına, yasalar ve uygulamalar konusundaki eşitliğe, ayrımcılık hükümlerine ters düşmemelidir. Hizmet veren alanda ise herhangi bir kısıtlamanın getirilmesi tepeden tırnağa yanlıştır. Başı türbanlı olduğu için hastaneye alınmayan, şu ya da bu kuruma sokulmayan kişi olamaz. Bunu açıklayabilecek ve meşrulaştıracak hiçbir karine yoktur.
Bunların hiçbirisi türbanın 'yanlış kullanımı' olmayacağı anlamına gelmez. Devletin müdahale edeceği ve türbanı istemeyeceği tek nokta odur. Bu da onun önceden onu yasaklamasıyla değil süreci izlemesiyle mümkündür. Ötesi zorlamadır.