NATO'daki çatlak

Son çatlak, Türk-Amerikan ittifakını tescil ediyor. AB'nin Türkiye'ye tepkisini göreceğiz.

Aslında bugün Porte Allegre konusuna devam etmek niyetindeydim. Fakat NATO'da ortaya çıkan durumun karmaşıklığı ve her karmaşa gibi içerdiği zenginlik aklımı çeldi. Biraz o sorun üstünde durmak istiyorum.
Şunda kuşku yok ki, 11 Eylül en az Berlin Duvarı'nın yıkılması kadar önemli bir olaydı. Bugün de onun etki alanı içinde bulunuyoruz. Dünya yeniden biçimlendirilmek isteniyor. Şuna eminim: Bundan 100 yıl sonra uluslararası ilişkilere bakanlar, o ilişkilerin tarihini yazanlar karşılarında en az 19. yüzyıl sonu kadar hareketli bir süreç bulacak. Gerçekten de bugün bir anlamda 1918, bir anlamda 1945 sonrasına benzeyen bir tablo var önümüzde. Bir yandan Avrupa'nın sınırları aranıyor, bir yandan o sınırları belirleyecek güç dengeleri. ABD ise olanca gücüyle ve o gücün yarattığı sarhoşlukla kendisinin etkin olacağı bir düzen tasarlıyor. Bunun yeni bir emperyalizm anlayışı içerdiğiyse gün gibi aşikâr.
Daha ayrıntılı, hatta tam tersine, kabaca düşünülürse bu olanlar en başta ABD'nin kendi güç ve kontrol alanı dışında bulunan yeni coğrafyalara açılma çabası. O alanların başında 1989 sonrasında alabildiğine karışmış olan Balkanlar, Ortadoğu, Kafkaslar, Orta Asya geliyor. Uzakdoğu ise başlı başına bir muamma. Henüz sahnede değil. Ne zaman ve hangi koşullarda belireceği de meçhul.
Bu kaynayan kazana daha önce hükmeden İngiltere, kendi çıkarlarını artık ABD'ye bağlamış bulunuyor. Geride kalan iki önemli Avrupa gücü olan Fransa ve Almanya ise biraz da ne yapacağını şaşırmış bir durumda bir yandan yeni bir ittifak dengesi kurmaya çalışırken bir yandan da bunun zorluğunu, hatta imkânsızlığını görerek klasik bir yönteme başvurup yeni bazı dengeleri engellemeye çalışıyor.
Bu noktanın ne kadar hassas olduğunu bize işte son NATO kararı gösteriyor. Henüz nihai şeklini almasa da kararın üstünde durulması gereken üç önemli yanı var.
1 - Birincisi doğrudan Irak savaşıyla ilgili. Olumlu ve benim görmek istediğim yanından ele alarak söylemek gerekirse ortaya çıkan çatlak dünyanın belli bir kesiminin 'bu' savaşa, bu anlamsız savaşa katılmak istememesi, onu engellemek için elinden geleni yapmasının bir sonucu.
2 - Dünyada 'savunma' ve savaş kavramları galiba yepyeni bir kalıba dökülüyor. Eğer ABD 'önleyici savaş' diye bir kavram ortaya atıp bunun BM işlevini ortadan kaldıracak bir şey olmasını göze alıyorsa o takdirde belli bir grup ülkenin de klasik NATO yaklaşımını göz ardı etmesinden, hiçe saymasından daha doğal bir şey olamaz. Böylece sadece Westfalya'nın sonuna gelinmekle kalmadı, onun sonrasında ortaya çıkan yeni mantık ve modeller de yeni bir evreye giriyor.
3 - İşin bizi asıl ilgilendiren yanıysa doğal olarak daha çetrefil. Şöyle düşünmek gerek: Türkiye, son olayların itkisiyle ABD'nin bu ölçüde yakını olan tek ülke konumunda. Üslerini açıyor, diğer taleplere onay veriyor. Bu, ABD'nin Ortadoğu'da yakın dönemde uygulamaya koymak istediği planlara Türkiye'yi dahil edeceği izlenimini yaratıyor. Tarihsel olarak da gerek o bölgede, gerekse Balkanlar, Kafkasya ve Orta Asya'da etkin olan Türkiye'nin bu özellikleri ABD'yle olan yakınlaşmasıyla bütünleşince Batı Avrupa'nın bundan rahatsızlık duyması kadar doğal bir şey olamaz. Son çatlak, Türkiye-ABD ittifakının, bizimkiler ne derece saklarsa saklasın, artık müseccel hale gelmesidir. Buradan doğacak en çarpıcı sonuç, ABD'yle bu derece yoğunlaşmış ilişkilerin içinden AB'ye girmeye çalışan Türkiye'ye Avrupa'nın göstereceği tepkidir. Bakalım eldeki taş iki kuşu mu vuracak yoksa bütün kuşları ürkütüp kaçıracak mı?