Ne demektir Türkiye'de muhalefet?

Erkan Mumcu'nun istifası bir süredir devam eden bir tartışmayı yeniden canlandırdı, bizim gazete dahil herkes şunu soruyor: Türkiye'de yeterli, seçenek oluşturan bir muhalefet var mı yok mu?

Erkan Mumcu'nun istifası bir süredir devam eden bir tartışmayı yeniden canlandırdı, bizim gazete dahil herkes şunu soruyor: Türkiye'de yeterli, seçenek oluşturan bir muhalefet var mı yok mu? Mevcut siyasal yapı acaba bir güçlü seçeneğe ihtiyaç duyuyor mu, buna gerek var mı?
Bu soruların bazıları mevcut sürecin iç dinamikleriyle bakınca o derecede anlamlı değil. Çünkü, zaten olması gereken bir gerçeği ifade ediyorlar. O da şu: demokratik bir süreçte güçlü bir iktidara olduğundan daha fazla güçlü bir muhalefete, güçlü bir seçeneğe ihtiyaç vardır. Bu, rejimin sağlıklığı açısından en önemli husustur. Çünkü, iktidar her rejimde mevcuttur. Demokratik, meşru bir muhalefetse sadece demokrasilerde geçerlidir. Hatta, iktidarın gücü demokrasiden totalitarizme doğru kaydıkça artar. Yani, iktidarın 'o' kadar da güçlü olması öyle istenecek bir şey değildir. Bırakalım demokrasi dışı yönetimleri bir yana, demokrasiler bile aracı, ikincil, muhalefet üreten kurumlarının gücüyle anlam kazanır. Bu nedenle, elbette, Türkiye'de güçlü bir muhalefete ihtiyaç vardır.
O zaman soru şu şekle giriyor: Acaba bu muhalefet bizde neden yok?
Bu soru, geçiştirilemeyecek derecede önemli. Çünkü, özü itibarıyla, Türk siyasal yaşamının ve yapısının çok temel bir gerçeğine işaret ediyor. Türkiye'de muhalefet, baştan beri, çok özel bazı dinamiklere sahiptir. Ya da onlardan yoksundur. Çünkü, Türkiye'de muhalefet, çok görülür bir biçimde sınıf temelinde, toplumsal çelişkiler etrafında oluşmamıştır. Batı'da olduğu üzere, Türkiye'de merkeze (bu merkez, devlet, dinsel kurumlar, kısacası hegemonik iktidar odağı kimse odur) dönük 'tarihsel' bir muhalefet söz konusu olmamıştır. Örneğin burjuvazinin daha sonra sivil toplum bilincini ve kurumlarını oluşturacak şekilde, Batı'da tabii, sürdürdüğü muhalefet geleneği bizde şekillenmemiştir.
Böyle olunca da muhalefet kavramı çok farklı bir içerikle bütünleşir: Türkiye'de, toplum, kendisini devletle bütünleştirecek veya devletin tasallutundan koruyacak, kurtaracak olan simge kimse onunla bütünleşmeye mütemayildir. Bu açıdan bakınca, Türkiye'de muhalefeti sağ temsil etmiştir. Önce Serbest Fırka fakat asıl Demokrat Parti'den başlayarak sağ partilerin yaptığı daima budur: kitleyi devletin tek yanlı hegemonyasından kurtarmak.
Bu, Türk toplumsal yapısında işleri karıştırır. Çünkü, bu hamle bir yanıyla Batı'daki sol geleneğin mirasını içselleştirir bir yanıyla da, eğer 'sözleşme' bağlamında bakılacak olursa, liberal geleneği. Tarihsel solun, yani 1923-1965 arasındaki CHP geleneğinin Türkiye'de tek yanlı, otoriteryan, hatta hegemonik ve tek boyutlu yapısına karşın sağın çok daha karmaşık bir nitelik taşımasının altında yatan ana neden budur. Sağ, bu niteliğiyle, kitleyi sadece devletin cebrinden korumakla kalmamış (elbette bunun da alt anlamları vardır) aynı zamanda modernleşmesi ve o yoldan kendi kendisine yeterli hale gelmesi anlamında da ona destek olmuştur. Böylelikle sağ Türkiye'de sadece muhalefet geleneğini değil aynı zamanda iktidar geleneğini de temsil eder. 1965'te başlayan ve 1973'le birlikte somutlaşan CHP dönüşümü de bu anlamda bir kitleselleşme ve muhalefet isteğini dışa vurur. Bu, CHP'nin DP'leşmesi diye de görülebilecek bir girişimdi. Çünkü, muhalefet odağı devlet olmuştur.
Bugün iktidarda bir sağ parti var. AKP'nin bu geleneksel yapı içinde nerede durduğunu, nereye oturduğunu iyi saptamak ve olacaksa bir muhalefetin hangi koşullarda yapılacağını iyi sorgulamak gerekir. Çünkü, AKP, içinde farklı boyutlar barındıran bir olgu. Bunu çarşamba günkü yazıya bırakayım.