New York'ta savaş sahneleri

İnsan Amerika'da bir süre kalıp dönünce çevresindeki herkesten aynı soruyu duyuyor: Orada bu işler nasıl? </br>

İnsan Amerika'da bir süre kalıp dönünce çevresindeki herkesten aynı soruyu duyuyor: Orada bu işler nasıl?
Aslında ilginç bir soru bu. Çünkü, savaşan bir ülkeye gidip dönmek bundan belli bir süre önce olsaydı herhalde daha farklı görüntüler kazırdı insanın belleğine. Oysa, içinde yaşadığımız dünyanın kendisine has nitelikleri gerçekten de işi ilginç bir hale getiriyor. Her şeyden önce savaş, savaşan ülkenin topraklarında değil. Savaş, on binlerce kilometre ötede oluyor. Bu, Amerikalıların da savaşı en fazlasından bizim kadar
'dışarıdan' izlemesi anlamına geliyor. Onlar da her şeyi, gösterildiği kadarıyla ve gösterildiği biçimde televizyonlardan izliyor. Savaşın günlük hayata dokunan yanı herhalde eşini dostunu Irak'a göndermiş olanlar
için geçerli. Onların dışında kalan kesim savaşı bizim tepkilerimizle algılıyor. Burada da garip olan, savaşın gündelik hayatta değil sadece
televizyonlarda 'cereyan' ediyor oluşu.
Benim ilişkide bulunduğum çevrelerde savaş bizdekinden çok daha büyük bir şiddetle reddediliyor. Bir konferansa katıldığım, New York'ta bulunan New School'da da, başka nedenlerle gittiğim ve epey zaman geçirdiğim Columbia ve New York üniversitelerinde de savaşa taraftar olan bir tek kişiyle karşılaşmadım. Bu, üstünde durulması gereken bir nokta. Çünkü, o mekânlarda
savaşa taraftar olan kimse yok anlamına gelmiyor onların ortada görünmemesi. Ama, savaşa karşı koyan, muhalif olmanın belki de kendisine getireceği sıkıntıları göze ala ala ortaya çıkıyor fakat mevcut iktidarla koşut düşünen savaş taraftarı kendisine gösteremiyor. Bu da herhalde işin içinde bir yanlışlık, bir 'kuşku' olduğunun çok önemli bir göstergesi.
İkincisi, New York sadece ABD'nin değil, dünyanın da en kozmopolit kenti. Hatta iş o kadar ileri gitmiş durumda ki, New York'un gündelik hayatında doğru dürüst İngilizce konuşanı bulmak bile zor. Farklı dünyalardan gelmiş bunca insan bir arada yaşayıp gidiyor. Fakat onca farklı insan arasında, çoğu daha alt ve orta sınıfa mensup olsa da, gene bir tek savaş taraftarıyla karşılaşamıyor insan. Taksiciler, metro çalışanları, satıcılar, kiminle üç-beş kelime etsem herkes savaşa olan tepkisini dile getiriyordu. Benim gözlemim belki çok küçük bir evreni kapsıyordu ama durum buydu.
Oysa, o şehre de o ülkeye de 11 Eylül'den sonra defalarca gittim. Her gidişimde sokaklarda teröre, yaşananlara, uğranılan haksızlığa karşı büyük bir öfke ve tepki vardı. Neredeyse bütün bir toplum açık açık savaş istiyordu. Hatta, 11 Eylül'den hemen sonraki hafta oraya gittiğimde, bizde 'dişe diş intikam' deyiminin İngilizce karşılığında 'göze göz' dendiği için, şiddet karşıtları 'Göze göz intikam herkesi gözsüz bırakır' diye afiş açtıklarında ansızın patlayan tepkiye de bizzat şahit olmuştum. Ayrıca, Afganistan'da yürütülen savaşı büyük bir aydın kesimi 'haklı savaş' diye nitelendirmekten çekinmemişti. Oysa o kesimdeki insanların çok büyük bir bölümü bu defa Irak savaşını reddediyordu.
Savaşın iyi kötü bitmesi, hiç değilse alevinin bir ölçüde sönmesi bu gerçeği değiştirmiyor. Amerika'da da insanlar bu savaşı kabullenmedi. Bunları yazarken o ülkede savaş destekçilerinin açıklanan oranının yüzde 70'leri bulduğunu unutmuyorum. Ama, onların kim olduğunu ayrıca sorgulamak gerekiyor.
Yüz binlerce insan savaş aleyhine sokaklara dökülürken gerçekten de kim o yüzde 70'lik kitle? Bilmiyoruz ama savaş sadece sanal dünyada izlendiğine göre onlar da sanal destekçilerdir. Bu, siyaset de hayat da bundan böyle git gide daha çok sanallaşacak demek değil midir?