Okumak ya da okumamak

Türkiye'nin kitap okumadığı bir gerçek. Çağdaşlık tartışmalarındaki en büyük açığımız bu. Batı'nın, burjuvalar üstünden geliştirdiği bu 'yetenek' ek birde farklı bir tarihe sahip.

Türkiye'nin kitap okumadığı bir gerçek. Çağdaşlık tartışmalarındaki en büyük açığımız bu. Batı'nın, burjuvalar üstünden geliştirdiği bu 'yetenek' ek birde farklı bir tarihe sahip. Bu tarih bir tarihsizliğe tekabül ediyor. Osmanlı'nın 'yıkıldığı' günde ne kadar bir kitap birikimine sahip olduğu İlber Ortaylı'nın çalışmalarında bellidir. Neredeyse yok kabul edilecek bir kütledir bu ve çoğu da 'çağdaşlık' üretmek niteliğinden uzaktır. Çünkü, Osmanlı, okumanın en temel aracı olan edebiyatı, gündelik hayatı onun kuşatma biçimini çok geç keşfedebilmiştir.
Cumhuriyet bu sürece yoğun bir katkıda bulundu kuşkusuz. Fakat o da güncel edebiyatı eğitim aracılığıyla kurumlaştırmaktan kaçınıp onu arkaik bir şeye dönüştürdü. Okumanın hayatımıza girmemesinin en önemli etkeni budur. Edebiyatı güncel hayatın bir parçası haline getirememiş bir toplum okumayı öğrenemez.
Okumanın, ki hayatı kavramanın ve kişisel olgunlaşmanın, bilgi üretiminin, eleştirel düşüncenin, kimlik kazanmanın, bireyselleşmenin, hiç çekinmeden söyleyelim, tek yoludur, bir üçüncü ayağı çocukluk dönemidir.
O dönemde kazandırılmayan bu alışkanlık, pek çok şey gibi, sonradan pek güç ediniliyor.
Ama o konuda notumuzun ne kadar kırık olduğu utanç verici bir biçimde karşımıza çıktı.
'Uluslararası Eğitim Başarılarını Belirleme Kuruluşu'nun, Uluslararası Okuma Becerilerinde Gelişim Projesi (PIRLS) çerçevesinde,
35 ülkede ilköğretim 4. sınıf öğrencileri arasında yaptığı araştırma, Türk öğrencilerin okuma becerilerinin uluslararası standartların altında olduğunu ortaya koydu. Türkiye 35 ülke arasında 28.' (Radikal, 11 Ağustos 2003)
Bu vahim durumun iki temel sebebi var. Araştırma dikkatle incelendiğinde bu iki sebepten birisi okul öncesi eğitimle (aile içi eğitim), diğeri okul eğitimi.
Aile içi eğitim ve koşullar okuma alışkanlığını şu şartlarla belirliyor.
1. 'Uluslararası ortalamada öğrencilerin çoğunun evinde 25'ten fazla çocuk kitabı var. Türkiye'de öğrencilerin yalnız yüzde 19'u 25'ten fazla kitaba sahip.' (Dehşet verici değil mi?)
2. Uluslararası ortalamaya göre evinde 0-10 arasında çocuk kitabı bulunan öğrenci oranı yüzde 56 iken, Türkiye'de yüzde 23. (Ailelerin çocukları bu konuda ne kadar desteklediği böylece anlaşılıyor. Ama orada da onların eğitim düzeyi ve maddi durumu bir sorun. Evinde fazla kitap bulunanların az kitaba sahip olanlar karşısında daha erken okumaya yöneldiğini, onun da okuma alışkanlığını pekiştirdiğini söylemeye ayrıca gerek yok.)
Okul oluma ilişkisinin altyapısına gelince...
1. Hemen hemen tüm ülkelerde en az bir yıllık okul öncesi eğitim varken sadece İran ve Türkiye'de bu eğitimden geçmemiş öğrenci sayısı çok yüksek.
2. Uluslararası ortalama sınıf mevcudu 26 iken Türkiye ortalaması 35.
3. Türkiye'de öğrencilerin yüzde 60'ı, 31 ve daha çok sayıda öğrencinin bulunduğu sınıflarda eğitim görüyor.
4. Okuma çalışmaları Türkiye'de daha çok ders kitabı üstünden yapılıyor. Program dışı etkinlikler çok az ve öğrenciler gazete ve dergi okumaya yönlendirilmiyor.
Şartlar bu. Sadece insanların kendi iradeleri ve niyetleriyle aşılacak bir sorun olmanın çok ötesinde okuma çıkmazı. Başta söylediğim tarihsel olgular elbette ağır bir rol oynuyor bu süreçte. Fakat artık onunla yetinmek olanaksız. Devletin gerek teknik kolaylık sağlayarak (kütüphaneler, gezici kitaplıklar, vb.) ve eğitim anlayışını temelden değiştirerek bu konuya eğilmesi gerekiyor.
Ama yazarına, okuruna çektirdiği bunca çileden sonra devletin asıl amacının 'okumamayı sağlamak' olmadığını kim söyleyebilir?