Olmayacak darbenin altı ve üstü

Türkiye'nin 27 Mayıs askeri darbesinden 43 yıl sonra ve tam da o günlerde yeni bir darbe tartışmasının içine sürüklenmesi hazin, ama bir o kadar da kendisine ait dinamiklerle işleyen bir süreç.

Türkiye'nin 27 Mayıs askeri darbesinden 43 yıl sonra ve tam da o günlerde yeni bir darbe tartışmasının içine sürüklenmesi hazin, ama bir o kadar da kendisine ait dinamiklerle işleyen bir süreç.
Aslına bakılırsa darbe beklentisinin ve isteğinin toplumda giderek azaldığı kesin bir gerçek. Bundan 43 yıl önce olduğu gibi darbe yanlılarının artık kendilerini meşrulaştırmaları söz konusu değil. Bu, mevcut hükümetin şu ya da bu kadar oya sahip olmasına bağlı bir husus değil. DP'nin arkasında bugünkünden çok daha büyük bir kitle vardı ama o darbe ne yazık ki, bugün bile belli çevreler tarafından savunulabiliyor. Dolaysıyla burada önemli olan darbeye dönük tavrın 'mutlak' anlamda değişmesi ve toplumun demokratik süreçleri daha fazla içselleştirmiş olması. Kaldı ki, çok özel koşulları nedeniyle diğerlerinden bir ölçüde ayrılan 1980 darbesi de içlerinde olmak üzere ne 1960 ne de 1971 darbesi toplumsal süreçlerdir.
1960 darbesi, ordu, bürokrasi ve aydınlardan oluşan 'tarihsel blok'un çevre karşısında aldığı yenilginin rövanşı olarak ortaya çıkmıştır ve gerçek anlamda bir 'genç subaylar' hareketidir. Kaldı ki, bu terimin siyasal literatürümüze girdiği 1908'lerden o güne dek de fazla bir zaman geçmemiştir ve arada kalan süre içinde de ordu her daim (dünya savaşları ve Kurtuluş Savaşı nedeniyle) ortada ve işlevsel olmuştur. 1971 darbesiyse ordu içi bir hesaplaşmadır. 9 Mart cuntacılığına karşın yüksek komuta kademelerinin onları tasfiye etmek maksadıyla başlattığı ve daha önce cuntada olup kamp değiştiren kişilerle vardıkları uzlaşmanın asgari şartı olarak ortaya çıkmış ve ne yazık ki, demokrasiyi ve hükümeti katletmiş bir oluşumdur.
Öyleyse bugün kimler darbe istiyor ve darbenin bir toplumsal/tarihsel meşruiyeti var mı?
Bugün darbe isteyen bir kesimin olduğu açık. Bunlar, klasik tarihsel blokun uzantısı olan aydın kesimleridir. Düşüncelerinin belkemiğini yarı otoriter bir modernite anlayışı meydana getirir. Toplumsal dönüşümün belli bir modele göre gerçekleşeceğine inanırlar. Bu anlamda Kemalizm onlar için hem bir nihai uçtur hem de bir araçtır. Asıl süreç Kemalizm'e içkin olduğuna inandıkları modernleşme modelidir ki, bu da seçkinci-devletçi bir anlayıştır. Doğan Avcıoğlu'nun biçimlendirdiği bu anlayışa göre ordu öncü olmazsa bu iş başarılamaz. Kendisine verilen demokrasi fırsatlarını yanlış kullanan halka kendileri ve ordu, yol, 'yön' göstermelidir.
Buradan darbenin meşruiyeti ve olanağı konusuna gelecek olursak o tam anlamıyla kapalı bir alandır ve nedeni yukarıda yaptığım saptamada yatmaktadır. O şudur...
Daha önceki darbelerde bir blok olan ordu-bürokrasi-aydınlar sacayağının aydınlar kanadı 1971'de tasfiye edilmiştir. 'Balyoz harekâtı' buydu. 1980 darbesi bu tasfiyeyi kesinleştirmiştir. 28 Şubat'ta ordu ancak küçük bir aydın grubuyla nikâh tazelemiştir. Bugün darbe bekleyenler işte onlardır. Diğer büyük blok daha önceki darbeci düşüncesini değiştirmiş, o yöntemi terk etmiştir.
İkincisi, bürokrasi de bilhassa ekonomi ve uluslararası ilişkiler düzeyinde yeni bir bilinç geliştirmiş, askeri darbelerin, yönetimlerin Türkiye'yi evrensel ölçek ve planda bir karanlığa iteceğini saptamıştır. Bugün o kesimi de bütün devletçi ve seçkinci niteliğine rağmen bu sularda görmek olanaksızdır.
Bütün bunlar askeri darbelerin Türkiye'de tarihsel dinamiklerini yitirdiğini gösteriyor. Dolayısıyla bir askeri darbe 'çıkarmak' artık söz konusu değil. Darbe düşüncesiyse daha da anlamsız ve hastalıklı bir şey. Ama buna rağmen bir huzursuzluk yok değil. Onu da ayrıca konuşmak gerek.