Orman yasası, iktidarın yolu

Pazartesi günkü yazımda AKP'nin yeni bir sürece girdiğinden ve daha geniş tabanlı bir toplumsal dayanışma arayışına sürüklendiğinden söz etmiştim.

Pazartesi günkü yazımda AKP'nin yeni bir sürece girdiğinden ve daha geniş tabanlı bir toplumsal dayanışma arayışına sürüklendiğinden söz etmiştim. AKP, özellikle AB süreci içinde bu dayanışmayı söz konusu ediyor. Bunda kendisini hükümete taşıyan kesimlere dönük pek bir şey yapamamasının payı var demiştim.
AKP'nin niye o kesimlere bir katkı sağlayamadığını ise onu destekleyen yeni sosyolojilerin daha 'sol' beklentiler içinde bulunmasına bağlamıştım. AKP, bu sol taleplere köklü, kalıcı yanıtlar veremiyor.
Nedeni basit: AKP'yi destekleyen kitleler büyük ölçüde göç ve yoksulluk tarafından esir alınmış. Bu kitlelerin büyük kentle ve son dönemlerin moda kavramıyla söylemek gerekirse modernleşmeyle bir hesabı var. Mevcut ekonominin paylaşılmasında kendilerine de rant sağlanmasını istiyorlar. Özellikle sosyal güvenlik devletinin çöküşünden sonra bu kesim boşluktadır. Gelecek güvencesine sahip değildir. Bu durumda hükümetin önünde büyük bir çıkmaz beliriyor. Ya yeniden sosyal güvenlik devletine dönecek ve bu kitlelerle ilişkisini koruyacak, onu büyüme politikalarıyla destekleyecek ya da son dönemde kurulan yapıyı koruyup mesela köylülüğün çökertilmesine ve yoksulluğun büyümesine, altındaki iktidar zeminin kaymasına göz yumacak.
Devletçiliğe şu ya da bu biçimde dönmekle siyasal anlamda kendi elini kolunu bağlayacağının farkında hükümet. Daha ötedeki bir politikayı ise harekete geçiremiyor. Bu durumda kendisinden beklenti içinde olan kitleler karşısında da hızla yeni bir pozisyon arıyor.
Bu pozisyonun ilk evresi toplumdaki egemen kesim ve sınıflarla bir 'tarihsel uzlaşma' içine girmek. Demokratikleşme ve AB süreci içinde onlarla bu olanağı arıyor ve bunu açık açık dile getiriyor. Örneğin asker kanadından gelen baskıları bu yoldan aşmayı deniyor. Diğer kesimlerle, asıl kendi tabanıyla da yeni bir 'rüşvet' ilişkisini deniyor.
Son günlerde sürekli olarak tartışılan 'orman arazileri' meselesi tam da budur.
Bilindiği gibi, eğer Türkiye'de bugüne kadar bir sosyal patlama olmamışsa en önemli neden 'nöbetleşe yoksulluk' kavramıdır. Yani, devletin elindeki arazilerin yağmasına göz yumup, kente yeni gelen kesimlere onları peşkeş çekmesi, onların ilk aşamada tutunduktan sonra o arazileri ikinci kuşağa kendilerine rant sağlayacak şekilde devredip kentle bütünleşmesine fırsat vermesi ve bu sürecin ardışık biçimde devam etmesi 'nöbetleşe yoksulluk'.
Nasıl bugüne kadar her hükümet gecekondu affı çıkardıysa bu defa AKP hükümeti ilk defa orman affı çıkararak hem hangi kesimlerin niye kendisini desteklediğini itiraf ediyor hem de asıl belirleyici kavramın artık yoksulluk olduğunu vurguluyor. Çünkü unutmamak gerekir ki, gecekondu kentseldir, ama orman arazisi her şeye rağmen kent dışıdır.
Bu çözüm bir yere kadar elbette çare sağlar. Ama her şeyin bu kadarla kalacağını düşünmek yanılmak olur. Bu kesimler çok daha büyük beklenti içindedir. Hükümetse o adımları atmakta gecikiyor. O noktada siyaseten işbaşına gelmiş olan hükümet, olayın yönünü daha sosyal bir doğrultuya çeviriyor. Oysa eğer modernleşme gerçekten bir talep ve ihtiyaçsa Türkiye'nin daha geniş ölçekli ve uzun soluklu bir siyasete ihtiyacı var demektir. Bu da devletçi - devletçilik değildir. Devleti 'regülatör devlet' olarak işleten bir mantıktır. Sol içerikli bir politika izlemektir.
Eğer AKP, yakındığı gibi iktidar olamamışsa bundandır. Bundan sonra iktidar olmak istiyorsa onun yöntemi de budur. Üstelik sadece 'orman yasası'nda ısrar etmek o çok güvenilen 'tarihsel uzlaşma'yı da suya düşürebilir.