Özal'ın sırları

Özal'ın ölümünden 10 yıl sonra Türk siyasal yaşamındaki yerini anlamak için üç noktanın üstünde durmak gerekiyor.

Özal'ın ölümünden 10 yıl sonra Türk siyasal yaşamındaki yerini anlamak için üç noktanın üstünde durmak gerekiyor.
1. Özal dünyada merkezi komuta ekonomilerinin sona erdiği ve daha liberal modellerin işbaşına geldiği dönemi herkesten önce ve daha iyi görmüş birisiydi. Liberalleşmenin sermayenin evrensel akışkanlığıyla ilgili bir süreç olduğunu fark etmişti. Onun da kişisel özgürlüklerle, bireyin yaratılmasıyla ilgili olduğunu kavramıştı. Dolayısıyla Türkiye'de tarihsel olarak her şeye egemen olan iki kurumu, hem soyut devleti, hem de onun somutlaşmasına olanak veren bürokrasiyi geriletmenin yollarını aradı. Ne var ki, bunu sadece ekonomik bir problem olarak gördü. Batı'da bu süreci hazırlayan öteki toplumsal gelişmeleri yeterince önemsemedi. O nedenle bir düzeyde önemsenen liberalleşme toplumsal ve siyasal boyutlarıyla gelişemedi. Giderek çarpık bir eşitsizliğin yolunu açtı.
2. Özal'ın ikinci önemli çıkışı köylülük karşıtlığı temelinde olmuştu. Ancak 1950'den sonra ele alınmış ve 1980'e kadar özel (biraz da romantik) bir önem atfedilmiş olan köylülüğün ve kırsal alan kalkınmasının yönünü Özal değiştirmek istiyordu. Bunun nedeni Özal'ın Türk burjuvazisinin sıçrama noktasına geldiğini görmesiydi. 1950'lerde güçlenmiş taşra burjuvazisi, 1960 ve 70'lerde güçlenmiş sanayi burjuvazisi artık
sınırlarını zorlayan uluslararası kapitalle bütünleşmeye çalışıyordu. Özal bu olanağı ona sağlamaya kararlıydı. O nedenle kırsal alanı bir yana bırakıp kentsel alana yöneldi. Yatırımları sadece bölgesel değerlendirmelere ve önceliklere göre değil kent dokusunu sıklaştıracak ve çok özel bir burjuvazinin palazlanmasına olanak verecek şekilde biçimlendirdi. Yol ve iletişim şebekesi bunun sonucudur. 'Eşitsiz' gelişme ve kalkınmaya inanıyordu. Zengin ve güçlü bir burjuvazinin ortaya çıkmasıyla birlikte onun itici rol oynayacağı bir toplumda dönüşümün daha hızlanacağını düşünüyordu. O nedenle kentleşme, kent düzeyinde siyaset ve kapitalistleşme onun geleneksel köylülüğe karşı oluşturduğu bir sınır çizgisi gibiydi.
3. Özal'ın son ve en önemli özelliği Batı'da 'yeni sağ'ın işbaşına geldiği dönemin insanı olmasıydı. Bu, üstünde yeterince durulmamış bir noktadır. Oysa Özal'ın bazı çelişkilerini açıklayabilecekti.
Yeni sağ, ikili bir süreçti. Bir yanıyla liberal ve kentliydi. Fakat, 'sağ' yanıyla, muhafazakârdı. Bu, Batı'da da aynen böyle yaşanan bir dönemdi. Özal da bu modeli Türkiye'de uygulamaya çalışıyordu. Böylece ortaya bir yanıyla özgürlükçü ve liberal ama öteki yanıyla muhafazakâr, kapalı aile temeline dayalı, cemaatçi yaklaşımları gözeten ve önemseyen
bir yapı çıkıyordu. 'İlerici' fakat gelenekçi, liberal fakat cemaatçi gibi zıt kutupları bir arada bulundurmak yeni sağın da Özal'ın da en temel özelliğiydi.
Son olarak iki şey söylenebilir. Özal döneminin 'sivil toplum'la yakından ilgili olduğu baştan beri düşünüldü. Bu, neredeyse kendiliğinden oluşmuş bir olguydu. Özal o süreci başlatacak adımları atmıyor, aksine öncekiler gibi 'iç yasaklar'ı dikkatle koruyordu. İkincisi, ona bağlı olarak, Özal dönemi eşitlik gibi bir kavramı, çok zayıf bir altyapıya rağmen unutmuştu. Devleti küçültmek adına başlatılan sosyal güvenlik devletini ortadan kaldırma girişimleri sonucunda Türkiye ekonomik küreselleşmeden en fazla etkilenen toplum oldu.
Kendisinden önceki dönemlerin iyi bir sentezi olarak büyük bir sıçrama gerçekleştirdiği kuşkusuz Özal'ın ama büyük eksikliği onu kurumsallaştıracak bir yapıya gitmemesiydi. Bu, ANAP'ın çöküşünden anlaşılabilecek kadar açık bir husustur.