Paketler ve zihniyet

Aslında bir çaba gösteriyorsa da hükümetin 6. uyum paketi ile hazırlıkları ağırdan aldığına...

Aslında bir çaba gösteriyorsa da hükümetin 6. uyum paketi ile hazırlıkları ağırdan aldığına ve AB'yle ilişkilerde bir tereddüt gösterdiğine dün İsmet Berkan da yazısında değiniyordu. Bunun olası nedenleri de gene o yazıda ortaya koyulmuştu: Hükümet belli ki, üstüne gelen baskıdan ve tehditten yılmasa bile bir ölçüde tedirgin oluyor ve işleri ağırdan almayı bir yöntem olarak benimsiyor. Bu, bir anlamda hükümetin en geniş tanımıyla statükoyla ilişkilerini gerginleştirmek istemeyişinin bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Eski deyişiyle AKP fincancı katırlarını ürkütmek istemiyor.
Bu, başından beri bu partinin benimsediği bir yöntem. Belli bir konuda adım atıp belli bir tavır göstermeyi daha sonra belli bir tepki gelince bir ölçüde geriye çekilip o hassasiyetin yatışmasını beklemeyi ve ardından tekrar işe koyulmayı AKP baştan beri uyguluyor. Bunu doğal karşılamak gerek. Bu hükümet, üstünde her türden tedirginliği hissederek işbaşına geldi. Geçmişinden, seçiliş yöntemine kadar her şey başlangıçta aleyhineydi. Zaman içinde bunları yumuşatma ve lehine çevirme olanağı bulabilirdi. Ne var ki, onu yapabilmek için belli bir erk göstermesi, belli bir tavır sergilemesi ve adımlarının oluşturduğu bir büyük izleği önce somutlaştırması sonra da topluma benimsetmesi, kabul ettirmesi gerekirdi.
Hükümet böyle bir yaklaşımı yeğlemedi veya tutturamadı. Tersine bir tavır takınmayı istedi. Genel anlamda uzlaşmacı görünmek istedi. Bununla birlikte yordam (etos) oluşturacak bir yapıdan uzak kalmayı, başlangıçta o kadar da önemli sayılmayabilecek ama yarattığı tartışmalar ve dalgalanmalarla epey zaman ve güç yitimine yol açacak tercihleri öne almayı seçti.
Öte yandan hükümetin bürokrasiyle arasının hoş olmadığı, bürokrasi derken de statükodan söz ettiği apaçık ortada. Fakat, onun dönüştürülmesi için gerekli olan adımları da belli bir hızda atmıyor.
6. uyum paketi de bu sürecin bir uzantısı ve parçası.
Eğer hükümet 6. uyum paketiyle ilgili işlemleri tamamlarsa ve ardından diğerlerine geçerse Türkiye'de ciddi, önemli ve kalıcı bir değişiklik gerçekleşecek. Bunu herkes biliyor ve 'öyle değil' dese de ordu kanadından gelen eleştiriler aslında bu değişikliklerden duyulan rahatsızlıkların bir sonucu. O nedenle hükümet şimdi iki ateş arasında kalmış görünüyor. Bir yandan kendisini de rahatlatacak olan düzenlemeler var bir yanda da onlara gelen tepkiler.
Yeni bir şey değil bu ikilem veya ikili süreç. Türk modernleşmesinin mantığı da yapısı da bunu zorunlu kılıyor. Bugün atılacak adımlarla bir çıkış, bir açılım yaratılabilir ve modernleşme sürecinde önemli bir kırılma meydana gelebilir. Türkiye'nin de böyle bir gelişmeye olağanüstü ihtiyaç duyduğu açık ve kesin bir şey.
Ne var ki, bu noktada karşımıza daha ciddi bir sorun çıkıyor: zihniyet.
Zihniyet kadar lastikli bir ikinci kavramı Türkiye'de bulmak olanaksız. Baştan beri zihniyet denilen şey tarafların birbirini suçlamasının, kınama ve eleştirmesinin bir aracı. Zihniyet diye daima 'kendi dışımızdaki' bir olguyu tanımlıyoruz. Oysa zihniyet çok genel bir şey ve daha ziyade egemen davranış kalıplarını, egemen muhakeme ediş yöntemlerini içeriyor.
Hepimiz son kertede özümseyip onun tutsağı oluyoruz. Dışında kalmaksa çok özel ve özgün bir çabayı gerektiriyor.
Bunun tartıştığımız konu açısından önemi şu: Zihniyet diye yakınan hükümet de zihniyetini değiştirmeli. İkincisi, sadece kâğıt üstü değişiklik yetmez. Hükümet o değişikliklerin neden, niçin hayatın önemli bir parçası olduğuna önce kendisini ikna etmeli sonra da toplumu hazırlamalı.
Paketler ancak böyle tamamlanabilir!